Startup

İyi Startup İyi Çay İçilen Yerdir

Photo by Maria Angelova on Unsplash

Bu kadar çok çay içilen ülkemizde neden bu kadar kötü çay demlendiği üzerine çok düşündüm. Bu kadar çok insanın hayatını etkileyen, bu kadar hayatımızın içinde olan bir şeyin, bu kadar insanı atlatıp kalitesiz olarak yoluna devam edebilmesi ilginç. Daha iyi çayı hak etmediğimizi düşünmüyorum, sadece kalitesiz çayın, birlikte daha iyi yaşamakla ilgili becerimize dair sıkıntıların tezahürlerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Nasıl daha kaliteli bir çaya ulaşırsınız?

Daha iyi çay içmek gibi bir derdiniz olur.

Çay üzerine düşünmeye ve soru sormaya başlarsınız.

Neler var çayla ilgili? Su, çay yaprakları, sıcaklık, içinde çayı demlediğimiz şey, demleme süresi vb.

Çayla ilgili şeyler çayın tadını nasıl etkiliyor? Suyun sertlik derecesi ne olmalı?

Bir bardak çayın oluşum sürecini incelersiniz.

Çayın yetiştirildiği bahçeden bardağa dökülmesine kadar çayın daha iyi olmasına etki edecek faktörleri düşünürsünüz. (Bu faktörlerden bir kısmı sizin kontrolünüz dışındadır)

Bilimsel olarak demlemenin ne olduğunu öğrenirsiniz.

Sıcak su ile çay yaprakları buluşunca ne oluyor? Çaya tadını veren ne? Bu tadı etkileyen faktörler neler?

Sonra elde ettiğiniz bilgileri daha iyi çaya ulaşmak için kullanırsınız.

Bu yazı üzerine araştırma yaparken tam da bahsettiğim şeyi 1946 yılında George Orwell’ın yapmış olduğunu gördüm. Orwell daha iyi bir fincan çay için 11 madde çıkarmış. Orwell güzel romanlar yazmasın da kim yazsın? 🙂

Elindekiyle yetinmemek, daha iyisini, daha kalitelisini istemek startup kurucusunun ve girişimcinin temel özelliklerinden bence. Kendini hayatını iyileştirmeye çalışmayan da başkalarının hayatını iyileştirmeye kalkışmasın. Ya da kalkışsın bana ne 🙂

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Ne Zaman Vazgeçmek Lazım?

Photo by Casey Horner on Unsplash

 

Hakan Akben’in bir yazısında gördüğüm Seth Godin’in Dip kitabını okumaya başladım. Hemen bir güçlü fikir paylaşayım.

Dünyanın En İyisi Olacakken Vazgeçmenizin Muhtemel Yedi Nedeni

Zamanınız tükenir (ve vazgeçersiniz).

Paranız biter (ve vazgeçersiniz).

Korkarsınız (ve vazgeçersiniz).

Çok ciddiye almazsınız (ve vazgeçersiniz).

İlginizi veya coşkunuzu kaybedersiniz veya vasat olmaya razı gelirsiniz (ve vazgeçersiniz).

Uzun vade yerine kısa vadeye odaklanırsınız (ve vazgeçersiniz).

Dünyanın en iyisi olacağınız alanı yanlış seçersiniz, çünkü yeteneğiniz yoktur (ve vazgeçersiniz).

Seven Reasons You Might Fail to Become the Best in the World

You run out of time (and quit).

You run out of money (and quit).

You get scared (and quit).

You’re not serious about it (and quit).

You lose interest or enthusiasm or settle for being mediocre (and quit).

You focus on the short term instead of the long (and quit when the short term gets too hard).

You pick the wrong thing at which to be the best in the world (because you don’t have the talent).

Seth Godin, “The Dip: A Little Book That Teaches You When to Quit

Seth Godin kitabında çoğunlukla vazgeçtiğimiz noktaları görebileceğimiz bir grafik paylaşır. Grafiğe Hakan Akben’in yazısından ulaşabilirsiniz.

Ne zaman vazgeçeceğini ve ne zaman vazgeçmeyeceğini bilmek önemli. Doğru noktayla ilgili bir formül yok elbette. Ama en azından işaretleri okuyarak doğru kurgunun içinde olup olmadığınızı anlamanız biraz daha olası. Ancak doğru bir kurguda, yeterli bir süre, doğru eylemlerle çaba gösterdiğimizde bir şeyleri başarabiliyoruz. Bence en önemli kontrol noktası kurgu. Yani ne için çaba göstereceğimizi başta iyi seçmemiz gerekiyor. Kurgu üzerine çaba göstermeye başladığımızda bir süre sonra bizi bir dip noktanın beklediğini bilmek de önemli. İşte o dip noktada sabır gösterip çaba göstermeye devam edersek grafiğin devamı iştah açıcı. Tekrar etmek isterim, asıl mesele ileride gelişme vaad eden bir kurgunun içinde miyiz onu anlamak.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Startup Kurmak İçin En Doğru Zaman Nedir?

Photo by Anurag Harishchandrakar on Unsplash

Cevap çok kısa: Hemen!

Açıklaması biraz daha uzun, yani en azından benim açıklamam biraz uzun.

Önce çok güzel bir alıntım var:

Eğer 12 yaşından beri hiç çizim yapmadıysanız, 12 yaşındaymışsınız gibi çizeceksiniz. Resmen hokus pokus! Kendi zaman makineniz varmış gibi. Ancak artık koca bir vücudunuz var ve çiziminizi eleştiren herkesi yumruklayabiliyorsunuz.

https://twitter.com/SimonHeath1

Simon Heath

If you haven’t really drawn since you were 12 you’ll draw like you did when you were 12. That’s magical. It’s like having a time machine. But this time you have an adult-sized body and can punch anyone who criticises your drawing.

https://twitter.com/SimonHeath1

Simon Heath

Bir ara koca adam çizim yapmayı öğrenmeye kalkışmıştım. Birebir bu alıntıda tarif edilen şeyi yaşadım. Kalemi elime alır almaz hoooooooop yine çocuk oldum 🙂

Gerçi yüzme öğrenmeye çalışırken de benzer şeyler yaşadım ama yüzme meselesinden başka bir yazıda bahsederim.

Bir startup kurma ve yönetme becerileri için de aynı şeyi söyleyebilirim. Eğer daha önce bir iş kurup yönetmediyseniz sizin de bir zaman makineniz var. Hep en başa dönebilirsiniz. Hemen başlamak lazım, çünkü bu beceriler ancak yaparak gelişiyor. Bu nedenle hep söylenir, kaybetmek yok en kötü öğrenirsiniz diye.

Startup fikrinizi hayata geçirirken kitaplardan, başkalarının deneyimlerinden, videolardan da öğrenebilirsiniz elbette, ancak başka hiçbir şekilde öğrenemeyeceğiniz sadece yaşayarak öğrenebileceğiniz şeyler de var. Çünkü bir startup, fikirle – pazar (gerçek hayat) arasındaki o çetrefilli köprüyü kurmaya çalışır. Bu köprüyü kurarken de içinde insanların ve bir sürü başka değişkenin olduğu kompleks problemleri çözmeye çalışır. Startup kurucuları bir yandan zoom in yaparak detay görmeye çalışırken, arada bir zoom out yapıp geneli kavramaya çalışır ve üstelik bir de periskopu sürekli başka yerlere çevirerek fırsat taraması yaparlar. Üstelik tüm bunları yanlış denizde olma ihtimali ile yaparlar.

Yıllardır kafanızda dolandırıp durduğunuz o fikir var ya, işte o fikri hemen hayata geçirin. Şaka maka bir yana öyle çok matah bir fikir olmadığına da emin gibiyim. Hadi fikir muhteşem bile olsa icra alanı öyle kolay bir alan değil. İcrada batacaksınız nasılsa. Hemen başlayın, hemen batın ki, hızlıca öğrenin. Batmak ok 🙂

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Startup’lar İçin En Büyük Kaldıraç: Soru Kalitesi

Photo by Paul on Unsplash

Kaldıraç yaklaşımı ilham verici. Nedir kaldıraç? Uyguladığınız kuvvetten daha büyük bir ağırlığı kaldırmanızı sağlayan düzenektir. Bir startup yönetirken kullanabileceğiniz kaldıraçları keşfetmek çok önemli. Yani öyle eylemler yapacaksınız ki eylemin kendisinden çok daha büyük bir çıktı elde edeceksiniz. Var mı böyle eylemler? Ohooo, istemediğiniz kadar. İyi bir kaldıraç bulmanın en basit yolu kaliteli sorular bulmak. Soru kalitesi bir yandan eylemlerimizin de kalitesini belirliyor.

Kompleks problemler çözme konusunda sizden daha deneyimli birine fikir sorduğunuzda ilk fark ettiğiniz şey şu olur: Sizin sorduğunuza benzemeyen sorular sorar. Ya da etkisi çok güçlü ama görünüşte çok basit bir şey önerir. Kompleks problemleri çözmeye çalışmak insana deneyim kazandırıyor. Her kompleks problem başka bir yaklaşım gerektiriyor elbette. Ancak kompleks problemlerle uğraşmak bence kişinin soru kalitesini arttırıyor. Sormak ve düşünmek gerçekten çok değerli. Basit bir örnek vereyim:

Farzedelim ki ben F klavye kullanabiliyorum ve biri bana soruyor: “F klavyedeki harf dizilimi nedir? Ben cevap veremiyorum. Ama düşünerek ve hafızamdaki bilgileri çağırarak harf dizilimini çıkarabilir ve söyleyebilirim. Bu durumda ben F klavye dizilimini biliyor muyum?

Şöyle akıl yürütebilirsiniz: F klavye düzenini sorulduğu anda söyleyemiyorum ama düşünerek çıkarabildiğime göre biliyorum.Peki ya düşünerek çıkarabildiğimin farkında değilsem? Ya da hangi soruları soracağımı bilmiyorsam?

Ne bildiğim kadar düşünerek ve soru sorarak neleri ortaya çıkarabileceğim de önemli. Belki de şu anda düşünmeyerek ve sorgulamayarak yaptığım bir sürü eylem var ve eğer düşünür ve sorgularsam bu eylemlerden bazılarını yapmamanın daha iyi olduğu bilgisine ulaşabilirim. Ya da doğru bir soru ile şimdi yaptığım eylemlerden çok daha yüksek kaldıraç gücüne sahip eylemler bulabilirim.

Bir startup yöneten ekibin elinde her zaman bir takım sorular vardır. Arada bir durup bu soruların doğru sorular olduğundan emin olmak lazım. Bir de elimizdeki soruları kaldıraç güçleri açısından da ele almalıyız. Bu sorular yerine başka sorulara cevap bulursak daha yüksek kaldıraç gücü elde edebilir miyiz? Bu soru hep gündemde olmalı.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Kısıt Yoksa Kendin Koy

Photo by @zekedrone on Unsplash

Kısıtlar yaratıcılığı ateşler. Kısıtları güzel bir şey olarak görme becerisi hepimiz için çok önemli. Daha önce de bahsettiğim  “A Beautiful Constraint: How To Transform Your Limitations Into Advantages, and Why It’s Everyone’s Business” , Adam Morgan kısıtlar karşısında 4 temel aşama/tutum olduğunu söylüyor:

Kurban aşaması:

İstediğim şeyi hayata geçiremeyeceğim duygusu hakimdir. Kişi bir kısıtla veya engelle karşılaştığında pes etmeye çok yatkındır. Hayatta herkes ve her şey ona karşıdır.

Nötrleştirme aşaması:

Çok istiyorum, bu kısıtın etrafından nasıl dolaşabilirim yaklaşımı. Kişi kısıtın etkisini azaltmaya çalışır.

Uyumlu dönüştürücü aşaması:

Kişi bu aşamada hareket ediyorsa “Kısıtı nasıl avantaja çevirebilirim?” diye düşünür. Bu kısıt daha iyi bir çözüme ulaşmak için katalizör görevini görebilir. Kısıtlar karşısındaki lider tutum bu. Hayatın kısıtlarla dolu olduğunu bilerek her kısıtı yaratıcılığı ateşleyen bir fırsat olarak görmek de mümkün.

Proaktif dönüştürücü aşaması:

Temel düşünce şu: “Düşüncelerimizi canlandırmak veya daha iyi imkanlar bulmak için kendimize ne gibi kısıtlar empoze edebiliriz?” Yani ortada kısıt falan yokken durduk yerde başına iş alanlar bu aşamada hareket edenler.

Einstein “Oyun araştırmanın en ileri biçimidir.” der. Oyunsu bir yaklaşımla biz mümkünlerin dünyasını görmeye başlarız. Uzun süre çözemediğiniz bir geometri problemi düşünün. Ne yaparsınız? Amaçsız bir şekilde açılarla oynarsınız, yardımcı çizgiler çizersiniz. Şekli daha büyük veya daha küçük çizersiniz. Yaptığınız aslında oyun oynamaktır. Sonucu veya çözümü bilmediğiniz için elinizdeki unsurlarla oynayarak çözümün önünüzde belirmesini beklersiniz. Bir kısıtla karşılaştığımızda yapmamız gereken tam da bu… oyun oynamak.

Kısıtları fırsata dönüştürebilme becerisi hem kişisel hayatımız için hem de iş hayatımız için çok önemli.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Page 2 of 612345...Last »