#003 İyi Fikir Çıkmazından Kurtul

Photo by Ross Findon on Unsplash

Merhaba ben İnanç Ayar. 3. bölümdeyiz, bir fikri hayata geçirmek üzerine konuşacağız. Geçen bölümde söylemiştim. Fikir dünyası, hayal kurma ile eylem, harekete geçme, başlama arasında bir gerilim var, çatışma var. Çok önemli bir gelirim. Bu gerilimden biraz bahsedeceğiz. Benim özellikle 2017 yılında, yılların getirmiş olduğu birikimle birlikte fark ettiğim bir gelirim. Bu gerilimi çözme yollarından birini de Adam Grant sayesinde keşfettim. Grant’in Originals (Orijinaller) kitabı şu anda çevirisi de yapıldı Türkçeden de okuyabiliyorsunuz. Benim çok sevdiğim, defalarca okuduğum bir kitap. Herkese çok okumasını önerdiğim bir kitap. Bu podcast serisinde de tekrar tekrar üzerine dönüp konuşacağımız kitaplardan bir tanesi. Bu kitapta Grant, örnekler veriyor, orijinal fikirler, eserler üretmeye çalışan insanlarla ilgili, Mozart’tan, Beethoven’den, Picasso’dan, Bach’tan örnekler veriyor. Özelikle yaratıcı üretkenlik üzerine araştırmalar yapan Dean Simonton’un araştırma verilerini bir bölümde kitapta örnek olarak kullanıyor. Bu araştırmaya göre yaratıcılık gereken alanlarda en başarılı olanlar daha iyi fikirler üretenler değil, daha çok fikri hayata geçirenler. Çok ilginç çünkü kültürümüzden neredeyse bunun tersi bir eğilim vardır. Benim de yaşadığım bir gerilimdir bu. Ne yapmaya çalışırız biz, yaratıcılık gerektiren alanlarda çalışan insanlar olarak, fikri iyi hale getirmeye çalışırız. Yani bir fikri hayata geçirmeden önce daha çok yapmaya çalıştığımız şey, o fikri iyice parlatmak, iyice mükemmel hale getirmektir; eğilimimiz o yöndedir. Tam tersini söylüyor Adam Grant. Böyle yapma diyor. Fikri parlatmaya, fikir üzerinde vakit geçirmeye uğraşma, bir an önce o fikri hayata geçirmeye çalış diyor. Çok ilginç, çok sezgi karşıtı bir düşünce. Benim Her Gün Öğren girişimi sırasında karşıma çıkan insanlardan biri bu. Her Gün Öğren girişiminin kurucu ortaklarından birisiyim. Orada öğrenme videoları geliştiriyoruz, Grant üzerine de birtakım videolar yaptık. Bizim mesela aldığımız kararları kaliteli hale getirmemiz için bize çok yol göstermiştir Grant. Ozan Dağdeviren ile birlikte yaptığımız bir girişim bu, birlikte yürüttüğümüz bir girişim. Bu projeyi başlatırken, bir ekibe karar vermemiz, bir çekim ekibine karar vermemiz, bir çekim ekibiyle çalışmaya başlamamız gerekiyordu. Çekimleri iç mekânda mı dış mekanda mı yapsak acaba diye düşünüyorduk. Bütün bu kararları ertelemek ve fikri mükemmel hale getirmek 6-9 ay sonra hayata geçirmek yerine, Adam Grant ile de o dönem haşır neşir olduğumuz için, dedik ki “yok, hayır, hemen 15 gün sonra bir çekim koyuyoruz, bir şeyler çekmeye başlıyoruz” dedik. Böyle bir proje için normalde sezgilerim bana “bir 6 ay en azından hazırlık geçir de ondan sonra bu fikri hayata geçir” der ama Grant tersini söylediği için ona uyduk ve yaptık. hemen o çekimler sonrasında iki çok önemli karar aldık. Çekim ekibiyle kimyamızın uyuşmadığını gördük ve devam edemeyeceğimizi gördük. Birinci karar buydu. İkincisi de şuydu: Asla iç mekanda olmaması gerekiyor bu projenin, dış mekanda olması gerekiyor. Biz bu kararı 6 ay sonra da alabilirdik. Bütün planımızı aynı ekiple ve iç mekanda çekmek üzerine de yapabilirdik. İnanılmaz vakit ve kaynak kaybı olurdu ama böyle bir kararı Grant sayesinde hızlıca almış, kendimizi de bu israftan kurtarmış olduk.

Devamını podcast’te dinleyebilirsiniz.

Bölümde adı geçenler:

Adam Grant
The Originals
Ozan Dağdeviren
Early Vertical Form
Stanley Kubrick
Robert Mckee
The Story
Steven Spielberg
MVP
Yalın Startup
Deliberate Practise

#002 En Önemli Liderlik İlkesi Nedir?

Photo by Jehyun Sung on Unsplash

Merhaba, hoş geldiniz. İkinci bölümdeyiz. İnanç ben. Geçen bölümde bir sahne canlandırmıştım zihninizde, ürkütücü bir sahne. İkinci kısmı özellikle ürkütücü olan bir sahne yani geç işaret sahnesi, fatura kuyruğunda “acaba bu hayatı ben böyle yaşamasam daha mı iyi olurdu” sahnesi. Bu sahneyi umarım bolca düşünmüşsünüzdür. Ben de her söylediğimde tekrar ürkerek hatırlıyorum bu sahneyi. Sonra da işte hayal kurma üzerine konuştuk ve düşündük. İnsanın önce kendini hayal kurabilir hale getirmesi gerekiyor. Yapması gereken ilk işlerden bir tanesi bu yani kendi üstüne çalışması gerekiyor, kendini geliştirmesi, öğrenmesi gerekiyor. Kendisiyle ilgili, kendi koyduğu bir takım haksız sınırları ortadan kaldırması gerekiyor. Sonra da bir liderlik ilkesinden bahsedeceğimi söylemiştim. Yaklaşık 14-15 sene oldu yetişkin eğitimiyle uğraşmaya başlayalı. İnsanlar üzerinde çok hızlı sonuç aldığını gördüğüm bir ilke bu. Liderlik konusuna benim nasıl baktığımı da bu ilkeyi paylaşınca görmüş olacaksınız. Liderin benim açımdan bir kurum yönetmesi, bir kurum içerisinde olması gerekmiyor. İnsan kendi hayatı açısından, kendi hayatı içerisinde lider olabilir, liderliği böyle görüyorum ben. Bu ilkeyi paylaşacağım birazdan.
70’li yıllarda, 71-72 olabilir, ortaya atılmış bir ilke bu: Denetim odağı İlkesi. Sonra liderlik teorisi tabii ki çalışılmaya devam edilmiş. Üzerine bir sürü başka şey eklenmiş. Ama bana sorarsanız tek bir ilkeyle başlamak gerekecek olsa, ben liderlikle ilgili bir insana tek bir ilke önerecek olsam, öğretmeye çalışacak olsam bu ilkeyi öğretirim. Benim de yaşamımda çok uygulamaya çalıştığım bir ilkedir. Ve güzel tarafı da şudur, hemen hızlıca öğrenilebilir. Yani bu podcast’i dinledikten sonra, benim anlattığım ilkeye ikna olursanız ve hayatınıza geçirme kararı alırsanız, o andan itibaren hayatınız başka türlü olacaktır. Bunu garanti edebilirim size. İlke şunu söyler: Liderlerin denetim odakları, kontrol odakları içsel, lider olmayanların denetim odakları, kontrol odakları yani, dışsal. Böyle kuru terimlerle anlatmayayım ben bunu, bir örnekle anlatayım. Eğitimlerimde de çok kullandığım bir örnektir. Diyelim ki, bir ürününüz var, bu ürünü pazarlamak istiyorsunuz. Bir ekip kurdunuz, ekibin başına bir yönetici getirdiniz ve yöneticiye diyorsunuz ki bu ekiple birlikte, bu ürünü, altı ay boyunca şu kadar bütçeyle pazarlama projesi haline getirin ve pazarlayın diyorsunuz. Sonra bırakıyorsunuz ekibi kendi haline. Altı ay sonra batıyorlar, ekibi yöneten kişiyi yanınıza çağırıp soruyorsunuz: “Ne oldu, niye battık” diye. Merak ediyorsunuz çünkü, ben de olsam merak ederim bu arada. Yönetici eğer, yöneten kişi size şunları söylüyorsa, “ekibin motivasyonu düşüktü, ürün pazara uygun bir ürün değildi, zaman kısıtlıydı, bütçe kısıtlıydı” diyorsa, bu söylediği şeyler tamamı doğru bile olsa, işin ilginç tarafı bu kişi haklı bile olsa, bu bizi kurtarmıyor. Nedir bu söylediği şeyler, kendi dışındaki birtakım faktörlerdir. Bu kişinin denetim odağı dışsal. Hemen o kişiyle ilişkinizi bitirmeniz gerekir, çünkü bu kişi öğrenemez, öğrenmez, değişmez, dönüştürmez; bu fikrini değiştirmezse tabi ki. Eğer kişi size şöyle konuşuyorsa: Ekibin zaman zaman motivasyonu düştü ama ben nasıl çıkaracağımı bilemedim, zamanı iyi yönettiğimizi düşünmüyorum, bütçeyi de iyi yönetmedik, ürünün öne çıkarılması gereken özelliklerini de iyi tespit ettiğimizi düşünmüyorum ama bundan sonra daha iyi yapacağız” diyorsa, kişinin kurduğu tüm cümleler başarısızlık cümleleri bile olsa, nedir bu söylediği faktörler? Kendi dışındaki birtakım dışsal faktörler değildir, kendisiyle ilgili faktörlerdir. Bu kişinin odağı, denetim odağı içseldir. Bu kişi değişebilir, dönüşebilir, öğrenebilir ve daha iyi hale gelebilir. O kişiyle ilişkinizi sürdürmeniz gerekir. Bu kadar basit.

Devamını podcast’te dinleyebilirsiniz.

Bölümde adı geçenler:

Organize İşler
Yılmaz Erdoğan
Tolga Çevik
Özgü Namal

#001 Hayat Size Hangi İşaretleri Gönderir?

Photo by Tim Mossholder on Unsplash

Merhaba ben İnanç Ayar. Podcast serisinin ilkine hoş geldiniz. Bu seride biraz, bir şeyleri gerçekleştirme üzerine konuşacağız, ilham almak üzerine konuşacağız. Ben öğrenmeyi çok seven ve sürekli öğrenen biri olarak, öğrendiklerimi sizinle paylaşmaya çalışacağım.
Artık günümüzde özellikle bir şeyleri gerçekleştirme konusunda araçlar çok demokratik hale geldi. Yani sıradan bir insan istediği herhangi bir şeyi gerçekleştirebilir durumda. Mesela film dünyasından örnek verelim. Eskiden bir film çekmek isteseydiniz, kameraya ulaşmak çok zordu, kamera ücretleri çok yüksekti. Filmler çok pahalıydı. Film çektiniz diyelim, o filmin laboratuvar masrafları, basılması yine çok ciddi masraftı. Bir de filmi çektikten sonra tabii ki dağıtmanız lazım, yani insanlara ulaştırmanız lazım, salonlara ulaştırmanız lazım. Dağıtım da ciddi maliyetti. Hayalleri olan, film çekmek isteyen biri olarak bu hayalleri birilerine anlatmanız, onları ikna etmeniz gerekirdi. Yapımcılara ulaşmanız gerekirdi ve gerçekten çok zordu. Birçok insan da zaten bu yolda hayallerini gerçekleştiremeden vazgeçtiler.
Günümüzde durum ne oldu, şimdi artık video çekmek, film çekmek araç açısından özellikle imkânlar açısından çok kolaylaştı. Herkes film çekebilir hale geldi. Yani bir hayalinizi filme dönüştürüp insanlarla buluşturmak, özellikle internet üzerinden dağıtmak oldukça kolay şu anda günümüzde, gerçekleştirebilirsiniz. Şunu söylemeye çalıştığımı düşünmeyin, “ artık çok kolay bu işler, film çekmeyi hayal eden insanlar artık çok rahat bir şekilde film çekebilirler” demek istemiyorum. Ama en azından en büyük engellerden bir tanesi ortadan kalkmış durumda. Bugün içerisinde girişmek, girişimci olmak bu anlattığım nedenden dolayı özellikle benim çok tavsiye ettiğim bir şey haline geldi. İnsanların kendilerini geliştirmek üzere, hayallerini gerçekleştirmek üzere, girişim dünyasına girmelerini, adım atmalarını özellikle onlara önermeye çalışıyorum mümkün olduğunca. Bu podcast serisi içerisinde de biraz girişmek ne demektir, karar almak ne demektir, karar kalitemizi nasıl artırırız, neye girişeceğimize neye göre karar veririz, bir fikrin iyi olup olmadığını nasıl anlarız, bir girişime kalkıştıktan sonra o girişimi ayakta tutmamız için neler yapmamız gerekir üzerine mümkün olduğunca okuduğum kitaplardan, öğrendiklerimden ve kendi deneyimimden, sizlerle bir şeyler paylaşmaya çalışacağım.
Şimdi zihninizde bir sahne canlandırarak başlayayım isterseniz. Bir hissiyat vardır, şöyle 30 yaş civarı insanın içine çöken bir hissiyat. O hissiyattan bahsetmek istiyorum. O yaşa kadar, yani 30 yaş civarına kadar, hayat adeta böyle uç uca eklenmiş film fragmanları gibidir. Ben filmi çok seven bir insan olarak, sinemayı çok seven bir insan olarak, sinemadan çok örnek vereceğim bu arada. Fragmanın özelliği nedir, çoğu zaman filmden daha güzeldir fragman, yani keyifli bir şekilde fragmanı izlersiniz bazı durumlarda, sonra filme gidersiniz hiç hayal ettiğiniz gibi bir filmle karşılaşmazsınız. İşte 30 yaş civarına kadar hayat böyle uç uca eklenmiş harika fragmanları izlemek gibidir. Sevmediğiniz bir fragman olursa değiştirirsiniz, başka bir fragmana geçersiniz, hayat imkânlarla doludur, istediğiniz her şeyi yapabilecek güçtesinizdir. Sürekli denersiniz, gezersiniz, öğrenirsiniz, adeta böyle geniş bir ufka bakar gibisinizdir. Sonra ne olur? Mezun olursunuz ve iş aramaya başlarsınız. Şanslı olduğunuzu var sayalım ve bir işe başladığınızı var sayalım, işe başlarsınız. İşte ben o işe başlamanın ilk gününden bahsetmek istiyorum, oradaki bir sahneden bahsetmek istiyorum. Daha sahneye gelmedik bu arada.

Devamını podcast’te dinleyebilirsiniz.

Bölümde adı geçen kişiler:
Ortega Y Gasset
Socrates
Adorno
Elon Musk