blog

Küçük Hesap Startup Batırır

Photo by Giuseppe Murabito on Unsplash

En tehlikeli küçük hesaplarıdan biri:

“Ben şu kadar iş yaptım, o da yapsın bana ne bana ne”.

Bir startup’ta işler kapışılmıyorsa sıkıntı var demektir. Aman dikkat bireysel olarak yapılan işlerin hesabını tutmaya başlamak büyük tehlike. Bir kere bir startup’ta bireylerin yaptığı katkıları teraziye koymak çok zor. Zaten birbirimizi tamamladığımız, birbirimize değer kattığımız için birlikte bu güçlüğü sırtlamışız, bu anlayışı korumak gerekir.

Peki ne yapmak lazım?

Her küçük hesabın bir de büyüğü var. Hesapsız olmak da mantıklı değil. Baştaki örnekten devam edecek olursak, hesabı başta yapıp kaytaran, başkalarına iş yıkan insanlarla bir araya gelmek yerine adalet duygusu olan, vicdan sahibi iyi insanlarla bir araya gelmeye çalışmalıyız. Başta bu hesabı yapmayıp sonra küçük hesap yaparsan batarsın.

İşlerin ve işleyişin görünür hale getirilip herkesin iş kapıştığı bir ortam daha doğru. İşleri ve işleyişi nasıl görünür hale getireceğiz? Mesela Kanban (daha sonra üzerine bir yazı yazacağım bu yöntemin) kullanabiliriz. Tüm ekip yapılacaklar, yapılmakta olanlar ve yapılmış olanları tek bir panoda görür ve böylece ahenkli bir şekilde çalışılabilir.

Ekipte küçük hesap yapan biri varsa ne olacak?

Hemen ekipten ayrılmasını sağlamak lazım-şaka şaka, ben insanların öğrenebileceğini, davranış değiştirebileceğini düşünen biriyim. En azından kişinin kültüre zarar vermemesini sağlayabiliriz. İş bölümü ve çalışma şekliyle ilgili değerleri birlikte belirleyip ısrarla buna uygun davranırsak kişi de davranışını kültüre uyduracaktır ve belki de aslında böyle çalışmanın herkes için daha doğru olduğu sonucuna ulaşacaktır.

Benim deneyimimden çıkardığım öğrenme, kültürün insanların davranışlarını değiştirebildiği yönünde. Ne yazık ki kültür değiştiğinde, yine benim deneyimlerime göre, kişilerin büyük çoğunluğu eski davranışlarına dönüyor. Bireyler ve onların değişimi üzerinde çalışmak yerine kültüre odaklanmak daha iyi sonuç veriyor.

Yani çalışma kültürü çok önemli… bir de küçük hesap startup batırır… o kadar hızlı batırır ki filika kapışmak zorunda kalırsınız.

[email protected] ‘a yazıp öneri getirebilirsiniz. Yazılmasını istediğiniz konuları bildirebilirsiniz. Bunu şimdiye kadar 4 kişi yaptı 🙂

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

İyi Startup İyi Çay İçilen Yerdir

Photo by Maria Angelova on Unsplash

Bu kadar çok çay içilen ülkemizde neden bu kadar kötü çay demlendiği üzerine çok düşündüm. Bu kadar çok insanın hayatını etkileyen, bu kadar hayatımızın içinde olan bir şeyin, bu kadar insanı atlatıp kalitesiz olarak yoluna devam edebilmesi ilginç. Daha iyi çayı hak etmediğimizi düşünmüyorum, sadece kalitesiz çayın, birlikte daha iyi yaşamakla ilgili becerimize dair sıkıntıların tezahürlerinden biri olduğunu düşünüyorum.

Nasıl daha kaliteli bir çaya ulaşırsınız?

Daha iyi çay içmek gibi bir derdiniz olur.

Çay üzerine düşünmeye ve soru sormaya başlarsınız.

Neler var çayla ilgili? Su, çay yaprakları, sıcaklık, içinde çayı demlediğimiz şey, demleme süresi vb.

Çayla ilgili şeyler çayın tadını nasıl etkiliyor? Suyun sertlik derecesi ne olmalı?

Bir bardak çayın oluşum sürecini incelersiniz.

Çayın yetiştirildiği bahçeden bardağa dökülmesine kadar çayın daha iyi olmasına etki edecek faktörleri düşünürsünüz. (Bu faktörlerden bir kısmı sizin kontrolünüz dışındadır)

Bilimsel olarak demlemenin ne olduğunu öğrenirsiniz.

Sıcak su ile çay yaprakları buluşunca ne oluyor? Çaya tadını veren ne? Bu tadı etkileyen faktörler neler?

Sonra elde ettiğiniz bilgileri daha iyi çaya ulaşmak için kullanırsınız.

Bu yazı üzerine araştırma yaparken tam da bahsettiğim şeyi 1946 yılında George Orwell’ın yapmış olduğunu gördüm. Orwell daha iyi bir fincan çay için 11 madde çıkarmış. Orwell güzel romanlar yazmasın da kim yazsın? 🙂

Elindekiyle yetinmemek, daha iyisini, daha kalitelisini istemek startup kurucusunun ve girişimcinin temel özelliklerinden bence. Kendini hayatını iyileştirmeye çalışmayan da başkalarının hayatını iyileştirmeye kalkışmasın. Ya da kalkışsın bana ne 🙂

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Ne Zaman Vazgeçmek Lazım?

Photo by Casey Horner on Unsplash

 

Hakan Akben’in bir yazısında gördüğüm Seth Godin’in Dip kitabını okumaya başladım. Hemen bir güçlü fikir paylaşayım.

Dünyanın En İyisi Olacakken Vazgeçmenizin Muhtemel Yedi Nedeni

Zamanınız tükenir (ve vazgeçersiniz).

Paranız biter (ve vazgeçersiniz).

Korkarsınız (ve vazgeçersiniz).

Çok ciddiye almazsınız (ve vazgeçersiniz).

İlginizi veya coşkunuzu kaybedersiniz veya vasat olmaya razı gelirsiniz (ve vazgeçersiniz).

Uzun vade yerine kısa vadeye odaklanırsınız (ve vazgeçersiniz).

Dünyanın en iyisi olacağınız alanı yanlış seçersiniz, çünkü yeteneğiniz yoktur (ve vazgeçersiniz).

Seven Reasons You Might Fail to Become the Best in the World

You run out of time (and quit).

You run out of money (and quit).

You get scared (and quit).

You’re not serious about it (and quit).

You lose interest or enthusiasm or settle for being mediocre (and quit).

You focus on the short term instead of the long (and quit when the short term gets too hard).

You pick the wrong thing at which to be the best in the world (because you don’t have the talent).

Seth Godin, “The Dip: A Little Book That Teaches You When to Quit

Seth Godin kitabında çoğunlukla vazgeçtiğimiz noktaları görebileceğimiz bir grafik paylaşır. Grafiğe Hakan Akben’in yazısından ulaşabilirsiniz.

Ne zaman vazgeçeceğini ve ne zaman vazgeçmeyeceğini bilmek önemli. Doğru noktayla ilgili bir formül yok elbette. Ama en azından işaretleri okuyarak doğru kurgunun içinde olup olmadığınızı anlamanız biraz daha olası. Ancak doğru bir kurguda, yeterli bir süre, doğru eylemlerle çaba gösterdiğimizde bir şeyleri başarabiliyoruz. Bence en önemli kontrol noktası kurgu. Yani ne için çaba göstereceğimizi başta iyi seçmemiz gerekiyor. Kurgu üzerine çaba göstermeye başladığımızda bir süre sonra bizi bir dip noktanın beklediğini bilmek de önemli. İşte o dip noktada sabır gösterip çaba göstermeye devam edersek grafiğin devamı iştah açıcı. Tekrar etmek isterim, asıl mesele ileride gelişme vaad eden bir kurgunun içinde miyiz onu anlamak.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Yanlış Zaman Yönetimi: Gemi Batarken Ortalığı Süpürmek

Photo by Marcos Silveira on Unsplash

HerGünÖğren “Verimli Çalışma ve Zaman Yönetimi” serisinin çekimleri bitti. Yine 30’a yakın kitabı taradık ve 20’den fazla kitabı okuduk. Okumalar sonrası serinin öne çıkan eylemlerinden biri “önceliklendirme” oldu. Literatürde bu konuda bir söz birliği var… zamanını yönetmek istiyorsan önceliklendirmeyi bileceksin. Daha önce önceliklendirme üzerine yazdım.

Önceliklendirmenin önemini ben şöyle bir benzetmeyle anlatıyorum: Önceliklendirme yapmamak, gemi batarken ortalığı süpürmeye benziyor. Böyle çok insan var etrafta. Yavaş yavaş batıyoruz, ama o ortalığı süpürmeye devam ediyor. İnsanın şöyle diyesi geliyor: “Yahu bırak şu süpürgeyi adam/kadın, batıyoruz.”

Neden çok rastlıyoruz bu tabloya?

  • Çünkü önceliklendirme bir kere yapıp bırakılacak bir eylem değil, sürekli farkındalık gerekiyor. Sürekli farkındalık ise zor iş, yüksek enerji istiyor.
  • Çünkü gemiyi hep başkaları kurtarmış, en iyisi süpürmeye devam etmek.
  • Çünkü zaten kişinin eylemleri arasında mantıksal bir ilişki yok… yani öncelik sonralık ilişkisi baştan kurulmamış.

Sürekli önceliklendirme yapmak önemli. Bu konuda çevik (agile) proje yönetimi ilham verici. Yazılım geliştirme dünyasından çıkan çevik yöntemlerin bizim kültürümüze ve iş yapış biçimimize de çok uygun olduğunu düşünüyorum.

Bir de arada bir de orta ve uzun vade için önceliklendirme yapmak gerekiyor. İşte bu zor. Çünkü elimizde bir liste yok. Liste olsa önceliklendirme yapmak nispeten daha kolay. Peki, hayatımıza orta ve uzun vadede şekil verecek eylemlerin ve hedeflerin listesini nasıl oluştururuz?

Bunun bir formülü olduğunu sanmıyorum, ama listeye giden doğru tutumun kendini tanımak, sürekli sorgulamak, sürekli öğrenmek ve seçenek oluşturmak olduğunu düşünüyorum. Eğer düşünmeden şimdiki zamanın gereklerine göre bir liste oluşturursak yanlış yapmış oluruz. Sorgulanmamış bir şimdiden geleceğe bakmak yanlış.  

Bu durum en çok hedef belirlerken bizi sıkıntıya sokar. Şimdiyi oluşturan varsayımlar ya da düşüncelerin de değişebilir olduğunu kabul etmek lazım. Eğer varsayımlarımızı test etmeden o varsayımlardan yola çıkarak bir gelecek kurgularsak, kısıtların dikte ettiği bir geleceğe yönelik hedefler belirleriz. Önceliklendirme çok önemli. Çok basit gibi görünmekle birlikte üzerine düşünülmesi gereken bir eylem.

Şu konu hakkında yazılsa ne güzel olur diyorsanız, [email protected]’a yazın.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Startup Kurmak İçin En Doğru Zaman Nedir?

Photo by Anurag Harishchandrakar on Unsplash

Cevap çok kısa: Hemen!

Açıklaması biraz daha uzun, yani en azından benim açıklamam biraz uzun.

Önce çok güzel bir alıntım var:

Eğer 12 yaşından beri hiç çizim yapmadıysanız, 12 yaşındaymışsınız gibi çizeceksiniz. Resmen hokus pokus! Kendi zaman makineniz varmış gibi. Ancak artık koca bir vücudunuz var ve çiziminizi eleştiren herkesi yumruklayabiliyorsunuz.

https://twitter.com/SimonHeath1

Simon Heath

If you haven’t really drawn since you were 12 you’ll draw like you did when you were 12. That’s magical. It’s like having a time machine. But this time you have an adult-sized body and can punch anyone who criticises your drawing.

https://twitter.com/SimonHeath1

Simon Heath

Bir ara koca adam çizim yapmayı öğrenmeye kalkışmıştım. Birebir bu alıntıda tarif edilen şeyi yaşadım. Kalemi elime alır almaz hoooooooop yine çocuk oldum 🙂

Gerçi yüzme öğrenmeye çalışırken de benzer şeyler yaşadım ama yüzme meselesinden başka bir yazıda bahsederim.

Bir startup kurma ve yönetme becerileri için de aynı şeyi söyleyebilirim. Eğer daha önce bir iş kurup yönetmediyseniz sizin de bir zaman makineniz var. Hep en başa dönebilirsiniz. Hemen başlamak lazım, çünkü bu beceriler ancak yaparak gelişiyor. Bu nedenle hep söylenir, kaybetmek yok en kötü öğrenirsiniz diye.

Startup fikrinizi hayata geçirirken kitaplardan, başkalarının deneyimlerinden, videolardan da öğrenebilirsiniz elbette, ancak başka hiçbir şekilde öğrenemeyeceğiniz sadece yaşayarak öğrenebileceğiniz şeyler de var. Çünkü bir startup, fikirle – pazar (gerçek hayat) arasındaki o çetrefilli köprüyü kurmaya çalışır. Bu köprüyü kurarken de içinde insanların ve bir sürü başka değişkenin olduğu kompleks problemleri çözmeye çalışır. Startup kurucuları bir yandan zoom in yaparak detay görmeye çalışırken, arada bir zoom out yapıp geneli kavramaya çalışır ve üstelik bir de periskopu sürekli başka yerlere çevirerek fırsat taraması yaparlar. Üstelik tüm bunları yanlış denizde olma ihtimali ile yaparlar.

Yıllardır kafanızda dolandırıp durduğunuz o fikir var ya, işte o fikri hemen hayata geçirin. Şaka maka bir yana öyle çok matah bir fikir olmadığına da emin gibiyim. Hadi fikir muhteşem bile olsa icra alanı öyle kolay bir alan değil. İcrada batacaksınız nasılsa. Hemen başlayın, hemen batın ki, hızlıca öğrenin. Batmak ok 🙂

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Startup’lar İçin En Büyük Kaldıraç: Soru Kalitesi

Photo by Paul on Unsplash

Kaldıraç yaklaşımı ilham verici. Nedir kaldıraç? Uyguladığınız kuvvetten daha büyük bir ağırlığı kaldırmanızı sağlayan düzenektir. Bir startup yönetirken kullanabileceğiniz kaldıraçları keşfetmek çok önemli. Yani öyle eylemler yapacaksınız ki eylemin kendisinden çok daha büyük bir çıktı elde edeceksiniz. Var mı böyle eylemler? Ohooo, istemediğiniz kadar. İyi bir kaldıraç bulmanın en basit yolu kaliteli sorular bulmak. Soru kalitesi bir yandan eylemlerimizin de kalitesini belirliyor.

Kompleks problemler çözme konusunda sizden daha deneyimli birine fikir sorduğunuzda ilk fark ettiğiniz şey şu olur: Sizin sorduğunuza benzemeyen sorular sorar. Ya da etkisi çok güçlü ama görünüşte çok basit bir şey önerir. Kompleks problemleri çözmeye çalışmak insana deneyim kazandırıyor. Her kompleks problem başka bir yaklaşım gerektiriyor elbette. Ancak kompleks problemlerle uğraşmak bence kişinin soru kalitesini arttırıyor. Sormak ve düşünmek gerçekten çok değerli. Basit bir örnek vereyim:

Farzedelim ki ben F klavye kullanabiliyorum ve biri bana soruyor: “F klavyedeki harf dizilimi nedir? Ben cevap veremiyorum. Ama düşünerek ve hafızamdaki bilgileri çağırarak harf dizilimini çıkarabilir ve söyleyebilirim. Bu durumda ben F klavye dizilimini biliyor muyum?

Şöyle akıl yürütebilirsiniz: F klavye düzenini sorulduğu anda söyleyemiyorum ama düşünerek çıkarabildiğime göre biliyorum.Peki ya düşünerek çıkarabildiğimin farkında değilsem? Ya da hangi soruları soracağımı bilmiyorsam?

Ne bildiğim kadar düşünerek ve soru sorarak neleri ortaya çıkarabileceğim de önemli. Belki de şu anda düşünmeyerek ve sorgulamayarak yaptığım bir sürü eylem var ve eğer düşünür ve sorgularsam bu eylemlerden bazılarını yapmamanın daha iyi olduğu bilgisine ulaşabilirim. Ya da doğru bir soru ile şimdi yaptığım eylemlerden çok daha yüksek kaldıraç gücüne sahip eylemler bulabilirim.

Bir startup yöneten ekibin elinde her zaman bir takım sorular vardır. Arada bir durup bu soruların doğru sorular olduğundan emin olmak lazım. Bir de elimizdeki soruları kaldıraç güçleri açısından da ele almalıyız. Bu sorular yerine başka sorulara cevap bulursak daha yüksek kaldıraç gücü elde edebilir miyiz? Bu soru hep gündemde olmalı.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Kısıt Yoksa Kendin Koy

Photo by @zekedrone on Unsplash

Kısıtlar yaratıcılığı ateşler. Kısıtları güzel bir şey olarak görme becerisi hepimiz için çok önemli. Daha önce de bahsettiğim  “A Beautiful Constraint: How To Transform Your Limitations Into Advantages, and Why It’s Everyone’s Business” , Adam Morgan kısıtlar karşısında 4 temel aşama/tutum olduğunu söylüyor:

Kurban aşaması:

İstediğim şeyi hayata geçiremeyeceğim duygusu hakimdir. Kişi bir kısıtla veya engelle karşılaştığında pes etmeye çok yatkındır. Hayatta herkes ve her şey ona karşıdır.

Nötrleştirme aşaması:

Çok istiyorum, bu kısıtın etrafından nasıl dolaşabilirim yaklaşımı. Kişi kısıtın etkisini azaltmaya çalışır.

Uyumlu dönüştürücü aşaması:

Kişi bu aşamada hareket ediyorsa “Kısıtı nasıl avantaja çevirebilirim?” diye düşünür. Bu kısıt daha iyi bir çözüme ulaşmak için katalizör görevini görebilir. Kısıtlar karşısındaki lider tutum bu. Hayatın kısıtlarla dolu olduğunu bilerek her kısıtı yaratıcılığı ateşleyen bir fırsat olarak görmek de mümkün.

Proaktif dönüştürücü aşaması:

Temel düşünce şu: “Düşüncelerimizi canlandırmak veya daha iyi imkanlar bulmak için kendimize ne gibi kısıtlar empoze edebiliriz?” Yani ortada kısıt falan yokken durduk yerde başına iş alanlar bu aşamada hareket edenler.

Einstein “Oyun araştırmanın en ileri biçimidir.” der. Oyunsu bir yaklaşımla biz mümkünlerin dünyasını görmeye başlarız. Uzun süre çözemediğiniz bir geometri problemi düşünün. Ne yaparsınız? Amaçsız bir şekilde açılarla oynarsınız, yardımcı çizgiler çizersiniz. Şekli daha büyük veya daha küçük çizersiniz. Yaptığınız aslında oyun oynamaktır. Sonucu veya çözümü bilmediğiniz için elinizdeki unsurlarla oynayarak çözümün önünüzde belirmesini beklersiniz. Bir kısıtla karşılaştığımızda yapmamız gereken tam da bu… oyun oynamak.

Kısıtları fırsata dönüştürebilme becerisi hem kişisel hayatımız için hem de iş hayatımız için çok önemli.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Ters Köşe Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Photo by Dan Gold on Unsplash

“Köpeklere Fısıldayan Adam” bir dönem keyifle takip ettiğim bir programdı. Bir köpek eğitimi uzmanı olan Cesar Milan, programda köpekleriyle sorun yaşayan insanlara yardımcı olmaya çalışıyordu. Bölümlerden birinde Hong Kong’da “Köpek Kafe”si olan bir adam vardı. Adam Cesar’a heyecanla derdini anlattı: “Başım büyük dertte (köpeğini işaret ederek) kimseyi içeri sokmuyor. Kafeye gelen köpeklere ve sahiplerine havlıyor. Çok sorunlu bir hayvan. Lütfen bana yardım edin, yoksa kafeyi kapatmam gerekecek.”

Cesar bir süre köpekteki sorunu tespit etmek için çalıştı. Meseleyi anlamaya uğraştı. Bir süre de adamdan köpeği gezdirmesini rica etti. Belirlir bir süre geçtikten sonra da adama şuna benzer bir şeyler söyledi: “Köpekte sorun yok, benim sizinle çalışmam gerekiyor.” İşte o anda adamın yüzünde “ters köşe olmanın dayanılmaz hafifliği” nasıl bir ifadeyse artık, işte o ifadeyi gördüm. Adamın problemi elinden alınmıştı. Durumu o anda biraz şuna da benzetmiştim… Hani duş almayacaksınızdır ama suyu kullanmanız gerekir. Bir şekilde de musluk ayarı tepeden su akıtacak halde kalmıştır. Siz musluğu açıp gözlerinizle akacak suyu takip etmeye çalışırken buz gibi su başınızdan aşağı iner ya… hah, işte benzer bir duygudur diye tahmin ediyorum.

Sorunun köpekte değil de adamda olduğunu anlamak için uzman olmaya gerek yoktu tabi. Kendi sorunu hakkında körleşen bir çok insanda benzer bir durum vardır. O hariç herkes sorunun kimde olduğunu bilir.

Cesar bir süre adamla ilgilendi, gerekli düzeltmeleri yaptı ve sonunda kafe normal düzenine kavuştu.

Sonuç?

İnsan kendini bilmeye uğraşmalı biraz.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Dünya Ne Zamandır Dönüyor?

Photo by Slava Bowman on Unsplash

Ortega Y Gasset’nin bir makalesinde rastladığım örnek çok hoşuma gider. Gasset’nin görünen ile hakikat arasındaki ilişkiyi anlatmak için kullandığı örneği aklımda kaldığı haliyle anlatayım. Diyelim ki bahçenizde oturuyorsunuz ve güneşi seyrediyorsunuz. Ne görürsünüz? Güneş önce bir yerdedir… sonra başka bir yerde… biraz daha bekleyince başka bir yerde. Bu tabloya bakan biri ne düşünür? “Güneş hareket ediyor.” diye düşünür. Binlerce yıl insanlar bu tabloya bakarak bunu düşündüler. Zaten bunun aksini düşünmek için de bir sebep yok. Peki ne oldu da birileri acaba güneş mi hareket ediyor yoksa dünya mı diye merak etti?

Böyle bir araştırmaya bilim insanlarını iten neden tutarsızlıktı. Yaptıkları gözlemlere göre yıldızların görünme biçiminde bir tutarsızlık vardı, güneşin hareketiyle örtüşmeyen bir tutarsızlık. Çoğu zaman bilimi ilerleten böyle tutarsızlıkları çözme isteğidir. Yani işaret önemlidir? Yıldızlar bir tutarsızlığı işaret eder ve siz de araştırmaya başlarsınız ve aslında hareket edenin güneş değil dünya olduğunu keşfedersiniz. Dünya kendi ekseni etrafında döndüğü için güneş hareket ediyor gibi gözükmektedir.

Gasset’nin makalesi hakikat üzerine ağır bir felsefi makale. Makale sonrasında insan hayatındaki işaretler üzerine düşünmeye itti beni. Hayatımızda da bazı işaretler görüyoruz. Bir tutarsızlığı gösteren işaretler. Adeta hayatımızı doğru yaşamadığımızı gösteren işaretler. Bir tür can sıkıntısı, hoşnutsuzluk, yaptığı şeylerden keyif alamama duygusu gibi işaretler… Bazılarımız bu işaretleri görüyor ama görmezden geliyor. “Aman canım daha ne isteyeyim?”, “Emekliliğe ne kaldı zaten?”, “Daha iyisini mi bulacağım?” şeklinde varolan durumu sürdürmelerini  isteyen sesleri dikkate alıyor bazılarımız. Bazılarımız kendilerini hareket edemeyecek kadar kıstırmış durumdalar… faturalar, kredilere, taksitler. Bazılarımızın da kafası çok net… işarettir, tutarsızlıktır onlara göre değil.

Peki işareti görünce ne yapmalı? Bilimsel tutum bu noktada bize yol gösterebilir. İşareti görünce sorgulamaya ve araştırmaya başlamalı. Tüm varsayımları test etmeli. Socrates’in sözünü tekrar hatırlamalı: “Sorgulanmayan hayat yaşamaya değmez.” Konfor alanının dışına çıkmak ürkütücü ama konfor alanında kalarak da bir şeyleri iyileştirmek mümkün değil.

İşaretler olmasa… bir yerlerde bir gariplik olduğunu sezdiren işaretler olması, ilerlemek neredeyse mümkün değil.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar

Çizgi Film Öğretir – Coyote ve Road Runner

Biraz hatırlayalım bu güzel çizgi filmi.

Coyote ve Road Runner evrenini tasarlarken Chuck Jones 9 tane kural koyar. Kurduğu çizgi film evreninde bu kuralları yıkmayacaktır. Kurallar kısıtlayıcı olmaktan çok ilham verici. Yaratıcılık söz konusu olduğunda kısıtların ilham verici olduğunu biliyoruz. Daha sonra bununla ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum. Startup evreni için de geçerli bir kural var. 3 Nolu Kural:

Rule 3: The Coyote could stop anytime—if he were not

a fanatic (repeat: “a fanatic is one who redoubles his effort

when he has forgotten his aim.” – George Santayana

Kural 3: Coyote istediği anda vazgeçebilir – fanatik olmasa

tabi (tekrarla: “fanatik amacını unuttuğu anda çabasını iki katına

çıkaran kişidir.” – George Santayana

Ne zaman duracağını bilmek önemli. Vazgeçmeyi bilmek önemli.

Aman dikkat!

Startup dünyası çelişkiler dünyası. Neden? Çünkü startup kuran biri hem zor vazgeçen biri olmalı hem de vazgeçmeyi bilen biri olmalı. Bu iki uç arasındaki denge noktasını bulmak asıl mesele.

HerGünÖğren üzerine düşünürken çok dikkat ettiğimiz bir şey var. Özellikle bu girişimdeki ortağım Ozan Dagdeviren’in sık sık hatırlattığı bir şey: “Aman dikkat doğru yaptığımız bir şeyden vazgeçiyor olmayalım.” Daha önce bir yazıda bahsetmiştim biraz oransal düşünmeden. Doğru vazgeçme noktasını tespit etmek gerçekten zor. Kesinlikle kompleks bir problem.

Yani biraz Coyote izlemek iyidir. Bir fanatiğin ne hallere düşebileceğini görmek için 🙂

Blogda ele alınmasını istediğiniz bir sorunuz varsa (dilerseniz isim vermeden cevaplayabilirim) [email protected]’a yazabilirsiniz.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Medium https://medium.com/@inancayar