blog

Kimsenin Bir Şey Bildiği Yok

 

Photo by Gemma Evans on Unsplash

İnovatif bir fikri hayata geçirmeye çalışıyorsanız kimseye çok fazla güvenmeyin. Özellikle otoriter bir pozisyona sahip kişi ve kurumlara kendilerinde bulunmayan bir değer atfedebiliyoruz. Belirli noktalarda kimsenin öyle ahım şahım bir şey bildiği yok ha!

 

Koca NASA değil mi? Koca NASA… Ay’a insan gönderip geri getirmiş NASA… Eee n’oldu, şimdi?…  Elon Musk kendisinde NASA’nın kurduğu türden hayaller kurma hakkını görüyor. Bana kalırsa bütün mesele bu zaten… kendinde hangi hayalleri kurma hakkını görüyorsun?

 

İnsan neden bazı hayalleri kurma hakkını kendinde görmez? Elon Musk çok zengin olduğu için mi Mars’a gitme hayali kurabiliyor? Hiç sanmıyorum. Biraz inceleyince Musk’ın teorik fizikle ve bilimle ilgilendiğini ve çok iyi bir öğrenici olduğunu görüyoruz. İnsanın neler okuduğu, nereleri gezdiği, neler öğrendiği ve kimlerden ilham aldığı kuracağı hayalleri de belirliyor.

 

Yaratıcılık konusunda çok rastladığım bir şeydir. “Ben çok yaratıcı değilimdir.” cümlesini sık duyarım. Yaratıcılık konusundaki düşük “öz-yeterlik algısı” sizin yapacağınız işlere sınırı baştan koyuyor. Öz-yeterlik algınız düşükse kendinizde kurma hakkı gördüğünüz hayallerin sınırı da düşük. “Ben çok yaratıcı değilimdir.” haksız cümlesi dilinize nasıl gelip oturmuş önce onu bulmanız gerekiyor. Bu noktadaki haksızlığı gidermezseniz, kendinizde kurma hakkını gördüğünüz hayaller de sınırlanacaktır.

 

“Hayal et başarırsın” tarzında bir klişeden söz etmiyorum elbette… çok ve doğru çalışma olmadan hiç bir şey mümkün değil. Ama hayal olmadan da çok ve doğru çalışmanın ulaşacağı bir yer yok.

 

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Warrent Buffett 3 Adımda Önceliklendirmeyi Öğretiyor

Photo by Thought Catalog on Unsplash

Mike Flint, Buffett’in özel pilotu. Bir gün Buffett pilotuna önceliklendirme öğretmeye karar veriyor. Bunun için 3 adım öneriyor.

Birinci Adım:

Buffett Flint’ten 25 kariyer hedefini listelemesini istiyor. Flint listeliyor.

İkinci Adım:

Sonra Buffett Flint’in listesini gözden geçirmesini ve en önemli bulduğu 5 tanesini işaretlemesini istiyor. Flint işaretliyor.

Üçüncü Adım:

Flint’in A listesinde en önemli 5 hedef var. B listesinde ise işaretlemediği 20 hedef var.

Ne güzel değil mi? Artık Flint en önemli 5 hedefine odaklanıp çalışmaya başlayabilir. Flint de zaten öyle yapacağını söylüyor. Bu noktada kalsa sıkıcı ve öngörülebilir bir hikaye olurdu. Elbette bu noktada kalmıyor.

Buffett (çok kurnazsın Buffett) soruyor: “Peki B listesindeki 20 hedef ne olacak?”

Flint: “Önemli olan A listesi. Ancak vakit kalırsa arada B listesindeki işleri de yaparım.” (Şimdi ebelendin Flint)

Biz de öyle yapardık Flint, üzülme 🙂

Buffett: “Hayır, hiç anlamamışsın Mike. B listesindekiler Ne-Olursa-Olsun asla yapmaman gereken şeyler. En önemli 5 şeyi bitirmeden diğerlerine asla zaman ayırmaman gerekiyor.”

Basitliğin güzelliği. Çok güzel. Bu kadar basit.

Flint bu öğüdü tuttu mu bilmiyorum. Ama bu öğüdü tutmanın göründüğü kadar kolay olmadığını biliyorum.

Yazı için yararlandığım blog yazısı.

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

Kurum Kültürü Detaylarda Belirir

Photo by Dawid Zawiła on Unsplash

Bir startup’ı bekleyen önemli tehlikelerden biri kültür aşınması. Peter Drucker “Culture eats strategy for breakfast” (Kültür stratejiyi kahvaltı niyetine yer) demiş…  bence güzel demiş. Seth Godin takip ettiğim pazarlama gurularından biri. Başarılı bir program yürütüyor bir süredir. Programın adı altMBA, tamamı online bir öğrenme deneyimi. Programın nasıl işlediğini, nelerin yolunda gidip nelerin gitmediğini takip ediyorum bir süredir. Bazı katılımcılar da okuma listelerini yalınlıyor. Öyle bir listeden ulaştığım harika bir kitap “A Beautiful Constraint: How To Transform Your Limitations Into Advantages, and Why It’s Everyone’s Business” (Adam Morgan). Kitaptan daha sonra da başka yazılarda da bahsedeceğim. Dolu dolu bir kitap. Kitapta kurum kültürüyle ilgili çarpıcı bir kısım var.

Kullandığımız dil bizim bir meseleye yanlış bakmamıza neden olabilir. Adam Morgan’ın bu düşünce için verdiği örnek çok çarpıcı. Yazar Four Seasons otelinde lüks araba acenteleri için bir çalışma yapıyor. Öğrenme deneyimi olarak da otelin çeşitli alanlarını geziyorlar. En büyük öğrenme çamaşırhaneden çıkıyor. Çamaşırhanede onlara rehberlik eden çalışan inanılmaz coşkulu ve işini seven biri. Adeta dünyanın en keyifli ve en önemli işini yapıyormuş gibi onlarla ilgilenip sorularına cevap veriyor. Çamaşırhane ortamıysa nemli, sıcak ve boğucu. Otel gezisi bittiğinde bir acente sahibi “Bizim satıcılarımız canavar gibi, ama “arka tarafta” çalışan çocukların da bu çamaşırhanedeki genç gibi olmasını çok isterdim.” diyor. Bu serzenişi dinleyen otel müdürlerinden biri olan Bob şöyle diyor: “Arka taraf nedir ben size göstereyim.” ve kendi arkasını gösteriyor. Sonra devam ediyor “Bizim otelimizde çamaşırhaneye “Evin Kalbi” adını veririz ve orada çalışanlara da buna göre davranırız. Onlar bizim için çok önemli olduğu için isimlerini, çocuklarının isimlerini biliriz ve her gün defalarca kendilerini ziyaret ederiz. Siz de çalışanlarınıza “arka taraf”ta çalışanlar yerine “şirketin kalbi”nde çalışanlar diyor olsaydınız onlar da bizim çamaşırhanemizde çalışanlar gibi çalışıyor olurdu.”… Uuuu, çok ağır konuşmuş değil mi? Bu lafı duyan kişi olmak istemezdim açıkçası.

Kullandığımız dili düzeltmek önemli. Kurum kültürü gibi detaylarda inşa olan bir şeyi öncelikle dil seviyesinde takip etmeliyiz.

Bir Startup Neden Pivot Eder? – Kafa Karışıklığı İyidir

Photo by Natalia Y on Unsplash

Kafası net insanlarla pek anlaşamam. Hayatın kafa netliği kaldıracak basitlikte olduğunu düşünmüyorum. Kafa karışıklığı iyidir. Bir alıntı:

“A ‘startup’ is a company that is confused about three things:

(1.) What its product is. (2.) Who its customers are. (3.) How to make money.” – Dave McClure, 500Startups co-founder

“Bir ‘startup’ üç şey hakkında kafası karışık olan şirkettir:

(1.) Ürününün ne olduğu. (2.) Müşterilerinin kimler olduğu. (3.) Nasıl para kazanacağı.”

Baya kafa karışıklığı içeren bir tablo değil mi? O zaman güzel bir noktadayız. Bu kafa karışıklığından bizi kurtaracak eylemlerden biri pivot etmek.

Nedir pivot etmek?

Ürün veya hizmetiniz pazarla buluştuğu andan itibaren varsayımlarınızı test etmeye başlarsınız. Pivot etmek bu varsayımlardan çalışmayanları hızlıca fark edip gerekli değişiklikleri yapmaktır.

The Lean Startup yazarı Eric Ries 10 tür pivot tarif ediyor:

Zoom-in pivot:

Bu pivot türünde üründeki tek bir özellik ürünün tamamı haline gelir. Yani gereksiz unsurları atarsınız.

Zoom-out pivot:

Bazı durumlarda tek bir özellik müşterinin ihtiyaçlarını karşılamaz. Bu pivot türünde daha önce tüm ürün olarak düşünülen şey daha büyük bir ürünün parçası haline gelir. Yani yeni unsurlar eklersiniz.

Müşteri segment pivotu:

Başta düşündüğünüz segmentin ilgisini çekmeyen ürününüzü başka ve ürününüzde daha çok değer gören bir segmente ulaştırırsınız.

Müşteri ihtiyacı pivotu:

Müşteri ürünle buluştuğunda yeterince iştah göstermez veya ürüne ayıracak bütçesi yoktur. Bir başka deyişle ürün gerçek bir ihtiyacı karşılamaz. Bu durumda yeniden konumlandırma yaparsınız veya tamamen yeni bir ürüne geçersiniz.

Platform pivotu:

Bu pivot türünde uygulamadan platforma veya platformdan uygulamaya geçersiniz. Platformunuzda yeterince güçlü uygulamalar yoksa uygulamaya geçin. Uygulamalarınız güç kazandıysa platforma pivot edebilirsiniz.

İş mimarisi pivotu:

Geoffrey Moore’a göre iki tip iş mimarisi vardır: Yüksek kar marjı düşük hacim veya düşük kar marjı yüksek hacim. İkisini birden aynı anda yapmak zor. Birinden diğerine pivot edebilirsiniz.

Gelir oluşturma pivotu:

Startup olarak gelir modeliniz işe yaramıyorsa model değiştirebilirsiniz.

Büyüme motoru pivotu:

Çoğu startup üç büyüme motorundan birini kullanır: Viral, müşteriyi uzun süre elde tutma (sticky model), paralı büyüme (reklam, pazarlama vs.) Büyüme motorunuz çalışmadığında pivot edebilirsiniz.

Kanal pivotu:

Dağıtım veya satış kanalınızı pivot edebilirsiniz. Yani ürününüzün müşterilerinize nasıl ulaştığı üzerine, fiyatlandırma ve konumlandırma üzerine düşünürsünüz.

Teknoloji pivotu:

Aynı ürünü başka bir teknolojiyle sunmaya geçebilirsiniz. Özellikle maliyet ve performans avantajı oluşan durumlarda bu pivot türü tercih edilebilir.

Maddeleri derlediğim yazı:

Startup kurucusuysanız kafa karışıklığı ile berraklık arasında sürekli gidip gelmeniz gerekecek. Doğru düşünme modelleri bu noktada hayat kurtarır.

İyi Bir Motivasyon Kaynağı: Oransal Düşünme

 

Photo by Rob Curran on Unsplash

Daha önce farklı biçimlerde fark ettiğim bir ilkenin daha berrak haliyle karşılaşıyorum bazı durumlarda. İnsanlarla bir fikri paylaşırken de benzeri bir durumu yaşıyorum… Aynı fikrin bir biçimi hiç bir ilgi uyandırmazken bir başka hali aydınlanma sağlayabiliyor. Bu nedenle bir eğitimci olarak güçlü bir fikrin farklı türde insanları harekete geçirecek hallerini repertuvarımda bulundurmaya çalışıyorum.

Oransal düşünme” de böyle bir fikir. Bu ifadeye Buffer’ın kurucu ortağı ve CEO’su Joel Gascoigne’nin blogunda rastladım. Joel “Her şeyin belirli oranlarda gerçekleştiği fikrini tamamen kavramam zor oldu, ama bunun kavranmasını süper önemli buluyorum” diyor. Bu fikrin en iyi ifadesini de Jim Rohn’da bulduğunu belirtiyor: “Bir şeyi belirli bir sıklıkta yaparsanız, belirli bir oranda sonuç alırsınız ve bu oranı herkes yaratabilir.”” demiş Jim Rohn.

Adeta söylemeye bile gerek olmayacak kadar basit bir fikir değil mi? Tüm güçlü fikirler ifade edildiğinde böyle bir etki yaratıyor. Bu fikre bir ekleme yapmak istiyorum. Bazı durumlarda bu oranı göremeden pes etmiş olursunuz. Ne demek istiyorum? Bir örnekle anlatayım… Diyelim ki biri ürünü tanıtmak için telefon yoluyla toplantı almaya çalışıyorsunuz ve 30 görüşme sonrası hala hiç toplantı alamadınız. Bu noktada pes ederseniz oranı görememiş olursunuz. Devam ederseniz belki de 45 görüşme sonrası bir toplantı alacaksınız ve oranı görmüş olacaksınız. Yani 45 görüşmeye 1 toplantı oranı siz yeterli derecede eylem üretene kadar kapalı. Bu oranı gördükten sonra artık değip değmeyeceğine karar verebilirsiniz.

Neredeyse her şey belirli bir eylem oranında gerçekleştiğine göre zaten asıl mesele hangi eylemin hangi oranda işe yaradığını bulmak ve bu orana göre harekete devam etmeye değip değmeyeceğine karar vermek. Yani attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değecek.

O halde bir sonuç almak üzere bir eyleme geçince:

  • Eylemin hangi oranda sonuç ürettiğini bulacak kadar eyleme devam et
  • Ölçüm yoluyla oranı bul
  • Oranı beğenmiyorsan oranı iyileştirecek unsurları bul
  • Oranı beğenmiyorsan, iyileştirecek unsurlar yoksa veya bulamadıysan yeni eylemler bul

Hayatın Sırlarından Biri

Photo by Mehdi Genest on Unsplash

Takip ettiğim ve çok beğendiğim senaryo kuramcısı Robert Mckee ‘ye bir röportajında sunucu bir soru sorar: “Sürekli senaryo eğitim seminerleri veriyorsunuz, binlerce senarist adayıyla karşılaşıyorsunuz. Hangileri başarılı olacak anlayabiliyor musunuz?” Videoya link veremiyorum çünkü nerede izlediğimi hatırlamıyorum. Aklımda kaldığı haliyle yazıyorum zaten. Bu arada çoğu zaman aklımda kalan hali asıl halinden daha güzel oluyor 🙂

Robert Mckee biraz huysuz biri, ama sevimli bir huysuzluğu var. Hatta izlediğim videolarından birinde Steven Spielberg için “Harika bir hikaye anlatıcısı ama anlatacak doğru dürüst hikayesi yok.” gibi kavgada söylenmeyecek bir şey söylemişti. Neyse soruya verdiği cevap şuna benzer bir şeydi: “ Hangilerinin başarılı olacağından çok hangilerinin başarısız olacağını daha iyi tahmin ediyorum. Müthiş bir senaryo fikri olan ve bu fikri hayata geçirmek için benden ders alanların birkaç sene içinde adını bile duymayacağıma eminim. Eğer hızlı yazıyorsanız bir senaryoyu yazmanız 6 ayınızı alır, normalde yılda bir senaryo yazabiliyorsanız şanslısınız. Hızlı yazan biriyseniz 5 yıl boyunca, yavaş yazan biriyseniz 10 yıl boyunca sürekli senaryo yazacaksınız ki sonunda iyi bir senaryo yazabilecek duruma ancak gelirsiniz. Senaryo bir pratik işidir, bir tür zanaattır ve ancak yoğun emekle öğrenilir.” Bu sözleri duyduğumda içimden şöyle geçirdim: “İşte operasyonla fikir arasındaki büyük çatışma yine karşıma çıktı.”

Bu çatışmayı erken çözenler erken yol alıyor. Şimdi bir düşünün, şu ana kadar hayal ettiğiniz, tasarladığınız, üzerinde düşündüğünüz fikirleri terazinin bir kefesine koyalım… diğer kefeye de kafanızdaki bir şeyi hayata geçirmek için ürettiğiniz operasyonları koyduğumuzu varsayalım. Fikir kefesi ağır basıyor değil mi? Neden böyle?

Ben neden böyle olduğu üzerine düşündüm. Bulduğum birkaç neden:

  1. Kafamızdaki bir fikri hayata geçirmek demek, o fikrin hayattaki gerçekleşme koşullarını yerine getirmek demek. Çoğu zaman bu koşullar fikirle alakası olmayan tatsız, keyifsiz şeyler oluyor.
  2. Bir fikri hayal ederken ulaştığımız ustalığa operasyonda sahip olmuyoruz çoğunlukla. Bu paradoksu çözmenin yolu usta fikirci (kendimiz) ile usta operasyoncuyu yan yana getirmek, ancak bu da pahalı. Bir fikri hayata geçirmeye yetecek paramız yoksa tek yol operasyonda da ustalaşmak gibi görünüyor.
  3. Fikir dünyasını gerçekten kopmak için kullanıyoruz. Zaten bir şey hayata geçirmek gibi bir derdimiz yok. Kafamızda fikirleri dolandırıp durmak yeterince keyifli.

Tasarlayan zihinle operasyon arasındaki bu çatışmayı anlamak ve buna göre hareket etmek çok değerli. Çok sevdiğim sinema alanından örnek vereyim. Diyelim ki sinema alanında gustosu yüksek birisiniz. Ben bundan çok daha iyisini yaparım diyeceğiniz birçok film izleyeceksiniz.

  1. Bundan çok daha iyisini yapacağınıza emin değilim. İşler operasyonda bambaşka bir hal alıyor.
  2. Hiç önemi yok. Çünkü izlediğiniz film, bir filmin gerçekleşme koşullarını yerine getirmek gibi oldukça zorlu bir yolu aşmış.

Bu bence hayatın sırlarından biri. Hayatın benim rastladığım diğer sırları gibi aslında çok basit görünüyor. Bazıları çok önceden bu sırrı keşfediyor ve harekete geçiyor, bazıları ise yıllarca fikirler üretip hiçbirini hayata geçirmeyerek huysuz bir ihtiyara dönüşüyor.

Fiyatlandırma Konusunda 5 Öneri

Photo by rawpixel.com on Unsplash

1. En Önemli Satın Alma Karar Kriteri Hiçbir Zaman Fiyat Değildir

Ürün veya hizmetinizin fiyatı hakkında şikayet alıyorsanız çoğunlukla bu karşı tarafa değeri iyi ifade etmediğinize işaret eder. Fiyat indirmek yerine neden değerin anlaşılmadığı meselesi üzerine odaklanın.

Yardımcı Olacak Sorular:

  • Karşı tarafa ifade etmediğim bir değer var mı?
  • Kendime maliyet oluşturmadan teklife başka hangi değeri ekleyebilirim?
  • Ürünün ayırdedici özelliğini iyi ifade ettik mi?
  • İhtiyacı tam olarak anladık mı?
  • Asıl değeri rafine hale getirmek yerine kafa karıştırıyor olabilir miyiz?
  • Karşı tarafın farkında olmadığı bir değer var mı?
  • Bizim farkında olmadığımız ama ürettiğimiz bir değer var mı?

2. Fiyatlandırma Konusunda Adil ve Şeffaf Olmalısınız

  • Aynı ürünü sadece daha iyi pazarlık yaptığı için bir müşteriye daha ucuza vermemelisiniz.
  • Pazarlık her zaman kazan-kazan ekseninde olmalı.
  • Yapabildiğiniz durumlarda yeni oluşan fiyat avantajlarını geriye dönük olarak müşterilerinize yansıtmanız daha doğru olur.

3. Satış Faturayı Kestikten Sonra Başlar

  • Varolan müşterileri elde tutmanın maliyeti yeni müşteri edinmekten her zaman daha ucuzdur.
  • Fatura kestikten sonraki süreçte müşteri odaklı olmanız ve beklentileri aşan bir hizmet sunmanız sizin yararınıza olacaktır.

4. Fiyatlandırma Yaparken Gizli Maliyetleri Unutmayın

Girişimciler kendi emeklerini fiyatlandırmaya yansıtma konusunda cesur olmayabiliyor. Başlangıçta kendi emeğinizi bir avantaj yaratmak için kullanabilirsiniz ama uzun vadede kendi emeğiniz de denklemin içinde olmalı. Yoksa denklemden daha sonra kendinizi çıkaramazsınız.

5. Hiçbir Anlamda Ucuz Olmayın

Aman Dikkat Kurduğun Startup Seni Yutmasın!

Photo by Guillaume de Germain on Unsplash

Bir startup sahibini bekleyen büyük tehlikelerden biri de kendisiyle işi arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır. Bir startup başlangıç aşamasında hesaplı hareket eder, masrafları düşük tutmaya çalışır, bu nedenle de kurucular hemen hemen her işi kendileri yaparlar. Eğer bu çalışma şekli çok uzun sürerse sürdürülebilirlik ve ölçeklendirme sıkıntıları oluşur.

Startup Sahibi ile Freelance Çalışan Arasındaki Fark

Seth Godin’in freelance çalışan kişi ile startup sahibi arasındaki farkla ilgili yaptığı tarif zihin açıcı. Freelance çalışan kişi kendi zamanını paraya dönüştürmeye çalışır, girişimci ise kendinden büyük bir şey ortaya çıkarmaya çalışır. Başarılı girişimcinin kurduğu iş kendisi olmadan da devam edebilecek bir fonksiyon gibidir. Freelance ölçeklendirilemez, girişim ise ölçeklendirilebilir. Bu arada freelance çalışmak kötü anlamına gelmiyor burada söylenenler. Seth Godin de bunun altını çizer. Biri veya diğeri daha iyi değil, sadece ne yaptığını bil ve birini yaparken diğerini yapar durumuna düşme.

Her işi kendisi yapmaya çalışan kurucu biraz startup içinde freelance çalışır gibi olur. Freelance çalışıp başka freelance çalışanlara da iş yaptırmaya çalışan biri de freelance içinde girişim yürütmeye çalışır gibi olur. İkisi de işe yaramaz.

Bazı iş alanlarında kurucuların kendilerini işten ayırmaları biraz zor olabilir, ama imkansız değildir. Kendimizden örnek vereyim… HerGünÖğren başlangıç aşamasında biraz Ozan Dağdeviren ve benim üzerime kurulu bir startup. Bu nedenle sürekli kendimizi denklemin içinden çıkarmanın yollarını arıyoruz. Böylece daha katma değerli işlere odaklanabiliyoruz. Kendinizi denklemden çıkarırken önerim mümkün olduğunca otomasyon kullanmanız. Tüm fonksiyonları kendi başına çalışabilen makineler haline getirmek şeklinde bir yaklaşım çok mantıklı. Satış, pazarlama, müşteri ilişkileri yönetimi gibi alanlarda otomasyondan yararlanmak mümkün.

Nasıl Bir Mantık Kullanmalı?

Metrik kullanmak çok mantıklı. Örnek vereyim… diyelim ki ürününüzü tanıtmak için toplantılar almaya çalışıyorsunuz. Başlangıçta yakın network ve referans kullanarak toplantılar almanız gayet normal. Ancak sadece bu şekilde devam ederseniz freelance gibi çalışmış olursunuz ve işin gelişimiyle ilgili tahmin yapmanız zorlaşır. Bunun yerine mesela sosyal medyanızda yaptığınız içerik pazarlamanın toplantıya dönüşüm oranını bir metrik olarak takip ederseniz elinizde içeriği toplantıya dönüştüren bir makine olur. Böylece bu makinenin hızını, üretim miktarını ve verimliliğini takip edebilirsiniz.

 

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

İlk Buluşmanın Girişimcilikle Ne Alakası Var?

 

Photo by Ian Schneider on Unsplash

Kullanıcıların sevecekleri bir yazılım tasarlama üzerine “Kevin Hale”in yaptığı bir sunumu çok beğenirim. Sunumda Kevin Hale güzel bir benzetme yapar ve “Kullanıcıyı ürününüzü kullanmaya ikna etme aşaması ilişkilerde flört dönemine benzer” der. Biriyle ilk buluşmanızı düşünün. İlk buluşmada karşıdaki kişi yemek sırasında burnunu karıştırırsa iyi bir ilk izlenim edinmezsiniz herhalde. 20 yıllık evliliği düşünelim bir de. Kocası arka bahçede kazmayla kazarak altın aramaya başlayan bir kadın – Kevin Hale örneğini kendi kültüründen veriyor… bizim kültürümüze uygun bir örnek, İstanbul’da arka bahçesinde inek beslemeye başlayan bir koca olurdu herhalde – anında avukatını arayıp boşanmak istiyorum demez, umursamazca omuzunu silkip “En azından bir şeylerle meşgul oluyor” der. Benim bu benzetmeden çıkardığım en önemli sonuç şu oldu: Kullanıcının başlangıçta hatalara tahammülü daha azdır.

Yani kalıcı bir ilişkinin başlangıcı iyi ilk izlenimlerden geçiyor.

Yavaş yüklediği için kaç defa bir web sitesini kapattığınızı, özensizce ve uzun yazılmış bir epostayı kaç defa yarıda bıraktığınızı, toplantıya hazırlıksız gelen bir girişimci hakkında neler hissettiğiniz hatırlayın.

İlk İzlenim Temas Noktaları Neler Olabilir?

  • Web siteniz
  • Sitenizde kullandığınız metinler
  • Kartınız
  • Telefon açma biçiminiz
  • Kıyafetiniz
  • Gönderdiğiniz eposta

Bunlar ilk anda hepimizin aklına gelebilecek şeyler ve sayısı arttırılabilir. Bu alanlarda yapacağımız iyileştirmeler de sonuç verecektir. Asıl mesele detaylarda bizi yansıtan ilk izlenimler, hakiki ve samimi izlenimler oluşturmak. 

Hangi Tür İzlenimler Daha Etkili?

Bir startup macerasına kalkışan insanlarda gözlemlediğim önemli ortak noktalardan birkaçı şöyle: Bir dertlerinin olması, dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine dair derin inançları ve hepimizi tek tipleştiremeye çalışan tüm etkilere rağmen özgün kalmaya çalışmaları. Bence ilk izlenim oluşturacak detayların bu yönlerden derlenmesi ve bu yönleri yansıtması daha iyi olur. Parlatılmış ve tek tip ilk izlenimler yerine bizi yansıtan izlenimler daha yerinde olur. 

  • Detaylara inmiş
  • Özgün yanlarımızı yansıtan
  • İşin arkasında nasıl insanlar olduğunu anlatan
  • İnce düşünülmüş
  • Yaratıcı

dokunuşlar bu açıdan fark yaratacaktır.

Biz HerGünÖğren üzerinde çalışırken ilk izlenim üzerine düşündük ve düşünmeye devam ediyoruz. Videoların ciddi ve kuru olmasını istemedik. Bizim eğlenceli ve kendini de alaya alan yönlerimizin de videolarda bulunmasına dikkat ettik. En nihayetinde marka ruhu bu tür detaylarda ve ilk izlenimlerde ortaya çıkıyor.

Girişimciler İçin Hayat Kurtaran Bir Tablo

Photo by Giorgio Parravicini on Unsplash

Bazı durumlarda parça parça kavradığımız bir gerçeği net bir tabloda görürüz ve birden aydınlanırız. Peter Thiel’in tekrar tekrar okuduğum “Zero to One Notes on Start-Ups, or How to Build the Future” kitabında çizdiği tablo bende bu etkiyi yapmıştı.

 

 

1$ – Viral pazarlama

Bu alanda çok sayıda insana etkili bir şekilde ulaşmanız gerekiyor.

Zorluklar:

Yaratıcı viral pazarlama yapmak

Dikkat ekonomisi

Herkes rakip

100$ – Pazarlama

Bu alanda etkili reklam ve pazarlama gerekli.

Zorluklar:

Büyük reklam bütçeleri gerekiyor

Bir startup için geri dönüş yavaş

10.000$ – 100.000$ – Satış

Bu aralıkta iyi bir satış ekibi ve iyi bir satış süreciyle geniş bir müşteri kitlesine ulaşmanız gerekiyor.

Zorluklar:

İyi bir satış ekibi kurmak

İyi bir satış süreci kurgulamak

Satış ekibinin yönetimi

Satış hunisi yönetimi

10 milyon $ – Kompleks satış

Bu aralıkta yılda 1 veya 2 satış yapmanız yeterli. Hatta yeterince büyük fatura kesiyorsanız iki yılda bir satış bile yeterli.

Zorluklar:

Etkili bir satış döngüsü kurgulamak

İlişki yönetimi

Kırılgan ilişkiler

Kompleks satış becerisi

Ölü Bölge (100$ – 10.000$ arası)

Thiel’e göre saha satışçılarıyla, reklam ve pazarlamanın ekonomik olmadığı bu ara bölgeden kaçmamız gerekiyor. Kişisel deneyimlerime göre bu tespit “aşırı doğru”, rahatsız edici derecede doğru 🙂  ve dikkate alınması gerekiyor. Birçok girişim bu bölgede kaldıkları için boğuluyor.