blog

Bir Startup Neden Pivot Eder? – Kafa Karışıklığı İyidir

Photo by Natalia Y on Unsplash

Kafası net insanlarla pek anlaşamam. Hayatın kafa netliği kaldıracak basitlikte olduğunu düşünmüyorum. Kafa karışıklığı iyidir. Bir alıntı:

“A ‘startup’ is a company that is confused about three things:

(1.) What its product is. (2.) Who its customers are. (3.) How to make money.” – Dave McClure, 500Startups co-founder

“Bir ‘startup’ üç şey hakkında kafası karışık olan şirkettir:

(1.) Ürününün ne olduğu. (2.) Müşterilerinin kimler olduğu. (3.) Nasıl para kazanacağı.”

Baya kafa karışıklığı içeren bir tablo değil mi? O zaman güzel bir noktadayız. Bu kafa karışıklığından bizi kurtaracak eylemlerden biri pivot etmek.

Nedir pivot etmek?

Ürün veya hizmetiniz pazarla buluştuğu andan itibaren varsayımlarınızı test etmeye başlarsınız. Pivot etmek bu varsayımlardan çalışmayanları hızlıca fark edip gerekli değişiklikleri yapmaktır.

The Lean Startup yazarı Eric Ries 10 tür pivot tarif ediyor:

Zoom-in pivot:

Bu pivot türünde üründeki tek bir özellik ürünün tamamı haline gelir. Yani gereksiz unsurları atarsınız.

Zoom-out pivot:

Bazı durumlarda tek bir özellik müşterinin ihtiyaçlarını karşılamaz. Bu pivot türünde daha önce tüm ürün olarak düşünülen şey daha büyük bir ürünün parçası haline gelir. Yani yeni unsurlar eklersiniz.

Müşteri segment pivotu:

Başta düşündüğünüz segmentin ilgisini çekmeyen ürününüzü başka ve ürününüzde daha çok değer gören bir segmente ulaştırırsınız.

Müşteri ihtiyacı pivotu:

Müşteri ürünle buluştuğunda yeterince iştah göstermez veya ürüne ayıracak bütçesi yoktur. Bir başka deyişle ürün gerçek bir ihtiyacı karşılamaz. Bu durumda yeniden konumlandırma yaparsınız veya tamamen yeni bir ürüne geçersiniz.

Platform pivotu:

Bu pivot türünde uygulamadan platforma veya platformdan uygulamaya geçersiniz. Platformunuzda yeterince güçlü uygulamalar yoksa uygulamaya geçin. Uygulamalarınız güç kazandıysa platforma pivot edebilirsiniz.

İş mimarisi pivotu:

Geoffrey Moore’a göre iki tip iş mimarisi vardır: Yüksek kar marjı düşük hacim veya düşük kar marjı yüksek hacim. İkisini birden aynı anda yapmak zor. Birinden diğerine pivot edebilirsiniz.

Gelir oluşturma pivotu:

Startup olarak gelir modeliniz işe yaramıyorsa model değiştirebilirsiniz.

Büyüme motoru pivotu:

Çoğu startup üç büyüme motorundan birini kullanır: Viral, müşteriyi uzun süre elde tutma (sticky model), paralı büyüme (reklam, pazarlama vs.) Büyüme motorunuz çalışmadığında pivot edebilirsiniz.

Kanal pivotu:

Dağıtım veya satış kanalınızı pivot edebilirsiniz. Yani ürününüzün müşterilerinize nasıl ulaştığı üzerine, fiyatlandırma ve konumlandırma üzerine düşünürsünüz.

Teknoloji pivotu:

Aynı ürünü başka bir teknolojiyle sunmaya geçebilirsiniz. Özellikle maliyet ve performans avantajı oluşan durumlarda bu pivot türü tercih edilebilir.

Maddeleri derlediğim yazı:

Startup kurucusuysanız kafa karışıklığı ile berraklık arasında sürekli gidip gelmeniz gerekecek. Doğru düşünme modelleri bu noktada hayat kurtarır.

İyi Bir Motivasyon Kaynağı: Oransal Düşünme

 

Photo by Rob Curran on Unsplash

Daha önce farklı biçimlerde fark ettiğim bir ilkenin daha berrak haliyle karşılaşıyorum bazı durumlarda. İnsanlarla bir fikri paylaşırken de benzeri bir durumu yaşıyorum… Aynı fikrin bir biçimi hiç bir ilgi uyandırmazken bir başka hali aydınlanma sağlayabiliyor. Bu nedenle bir eğitimci olarak güçlü bir fikrin farklı türde insanları harekete geçirecek hallerini repertuvarımda bulundurmaya çalışıyorum.

Oransal düşünme” de böyle bir fikir. Bu ifadeye Buffer’ın kurucu ortağı ve CEO’su Joel Gascoigne’nin blogunda rastladım. Joel “Her şeyin belirli oranlarda gerçekleştiği fikrini tamamen kavramam zor oldu, ama bunun kavranmasını süper önemli buluyorum” diyor. Bu fikrin en iyi ifadesini de Jim Rohn’da bulduğunu belirtiyor: “Bir şeyi belirli bir sıklıkta yaparsanız, belirli bir oranda sonuç alırsınız ve bu oranı herkes yaratabilir.”” demiş Jim Rohn.

Adeta söylemeye bile gerek olmayacak kadar basit bir fikir değil mi? Tüm güçlü fikirler ifade edildiğinde böyle bir etki yaratıyor. Bu fikre bir ekleme yapmak istiyorum. Bazı durumlarda bu oranı göremeden pes etmiş olursunuz. Ne demek istiyorum? Bir örnekle anlatayım… Diyelim ki biri ürünü tanıtmak için telefon yoluyla toplantı almaya çalışıyorsunuz ve 30 görüşme sonrası hala hiç toplantı alamadınız. Bu noktada pes ederseniz oranı görememiş olursunuz. Devam ederseniz belki de 45 görüşme sonrası bir toplantı alacaksınız ve oranı görmüş olacaksınız. Yani 45 görüşmeye 1 toplantı oranı siz yeterli derecede eylem üretene kadar kapalı. Bu oranı gördükten sonra artık değip değmeyeceğine karar verebilirsiniz.

Neredeyse her şey belirli bir eylem oranında gerçekleştiğine göre zaten asıl mesele hangi eylemin hangi oranda işe yaradığını bulmak ve bu orana göre harekete devam etmeye değip değmeyeceğine karar vermek. Yani attığımız taş ürküttüğümüz kurbağaya değecek.

O halde bir sonuç almak üzere bir eyleme geçince:

  • Eylemin hangi oranda sonuç ürettiğini bulacak kadar eyleme devam et
  • Ölçüm yoluyla oranı bul
  • Oranı beğenmiyorsan oranı iyileştirecek unsurları bul
  • Oranı beğenmiyorsan, iyileştirecek unsurlar yoksa veya bulamadıysan yeni eylemler bul

Hayatın Sırlarından Biri

Photo by Mehdi Genest on Unsplash

Takip ettiğim ve çok beğendiğim senaryo kuramcısı Robert Mckee ‘ye bir röportajında sunucu bir soru sorar: “Sürekli senaryo eğitim seminerleri veriyorsunuz, binlerce senarist adayıyla karşılaşıyorsunuz. Hangileri başarılı olacak anlayabiliyor musunuz?” Videoya link veremiyorum çünkü nerede izlediğimi hatırlamıyorum. Aklımda kaldığı haliyle yazıyorum zaten. Bu arada çoğu zaman aklımda kalan hali asıl halinden daha güzel oluyor 🙂

Robert Mckee biraz huysuz biri, ama sevimli bir huysuzluğu var. Hatta izlediğim videolarından birinde Steven Spielberg için “Harika bir hikaye anlatıcısı ama anlatacak doğru dürüst hikayesi yok.” gibi kavgada söylenmeyecek bir şey söylemişti. Neyse soruya verdiği cevap şuna benzer bir şeydi: “ Hangilerinin başarılı olacağından çok hangilerinin başarısız olacağını daha iyi tahmin ediyorum. Müthiş bir senaryo fikri olan ve bu fikri hayata geçirmek için benden ders alanların birkaç sene içinde adını bile duymayacağıma eminim. Eğer hızlı yazıyorsanız bir senaryoyu yazmanız 6 ayınızı alır, normalde yılda bir senaryo yazabiliyorsanız şanslısınız. Hızlı yazan biriyseniz 5 yıl boyunca, yavaş yazan biriyseniz 10 yıl boyunca sürekli senaryo yazacaksınız ki sonunda iyi bir senaryo yazabilecek duruma ancak gelirsiniz. Senaryo bir pratik işidir, bir tür zanaattır ve ancak yoğun emekle öğrenilir.” Bu sözleri duyduğumda içimden şöyle geçirdim: “İşte operasyonla fikir arasındaki büyük çatışma yine karşıma çıktı.”

Bu çatışmayı erken çözenler erken yol alıyor. Şimdi bir düşünün, şu ana kadar hayal ettiğiniz, tasarladığınız, üzerinde düşündüğünüz fikirleri terazinin bir kefesine koyalım… diğer kefeye de kafanızdaki bir şeyi hayata geçirmek için ürettiğiniz operasyonları koyduğumuzu varsayalım. Fikir kefesi ağır basıyor değil mi? Neden böyle?

Ben neden böyle olduğu üzerine düşündüm. Bulduğum birkaç neden:

  1. Kafamızdaki bir fikri hayata geçirmek demek, o fikrin hayattaki gerçekleşme koşullarını yerine getirmek demek. Çoğu zaman bu koşullar fikirle alakası olmayan tatsız, keyifsiz şeyler oluyor.
  2. Bir fikri hayal ederken ulaştığımız ustalığa operasyonda sahip olmuyoruz çoğunlukla. Bu paradoksu çözmenin yolu usta fikirci (kendimiz) ile usta operasyoncuyu yan yana getirmek, ancak bu da pahalı. Bir fikri hayata geçirmeye yetecek paramız yoksa tek yol operasyonda da ustalaşmak gibi görünüyor.
  3. Fikir dünyasını gerçekten kopmak için kullanıyoruz. Zaten bir şey hayata geçirmek gibi bir derdimiz yok. Kafamızda fikirleri dolandırıp durmak yeterince keyifli.

Tasarlayan zihinle operasyon arasındaki bu çatışmayı anlamak ve buna göre hareket etmek çok değerli. Çok sevdiğim sinema alanından örnek vereyim. Diyelim ki sinema alanında gustosu yüksek birisiniz. Ben bundan çok daha iyisini yaparım diyeceğiniz birçok film izleyeceksiniz.

  1. Bundan çok daha iyisini yapacağınıza emin değilim. İşler operasyonda bambaşka bir hal alıyor.
  2. Hiç önemi yok. Çünkü izlediğiniz film, bir filmin gerçekleşme koşullarını yerine getirmek gibi oldukça zorlu bir yolu aşmış.

Bu bence hayatın sırlarından biri. Hayatın benim rastladığım diğer sırları gibi aslında çok basit görünüyor. Bazıları çok önceden bu sırrı keşfediyor ve harekete geçiyor, bazıları ise yıllarca fikirler üretip hiçbirini hayata geçirmeyerek huysuz bir ihtiyara dönüşüyor.

Fiyatlandırma Konusunda 5 Öneri

Photo by rawpixel.com on Unsplash

1. En Önemli Satın Alma Karar Kriteri Hiçbir Zaman Fiyat Değildir

Ürün veya hizmetinizin fiyatı hakkında şikayet alıyorsanız çoğunlukla bu karşı tarafa değeri iyi ifade etmediğinize işaret eder. Fiyat indirmek yerine neden değerin anlaşılmadığı meselesi üzerine odaklanın.

Yardımcı Olacak Sorular:

  • Karşı tarafa ifade etmediğim bir değer var mı?
  • Kendime maliyet oluşturmadan teklife başka hangi değeri ekleyebilirim?
  • Ürünün ayırdedici özelliğini iyi ifade ettik mi?
  • İhtiyacı tam olarak anladık mı?
  • Asıl değeri rafine hale getirmek yerine kafa karıştırıyor olabilir miyiz?
  • Karşı tarafın farkında olmadığı bir değer var mı?
  • Bizim farkında olmadığımız ama ürettiğimiz bir değer var mı?

2. Fiyatlandırma Konusunda Adil ve Şeffaf Olmalısınız

  • Aynı ürünü sadece daha iyi pazarlık yaptığı için bir müşteriye daha ucuza vermemelisiniz.
  • Pazarlık her zaman kazan-kazan ekseninde olmalı.
  • Yapabildiğiniz durumlarda yeni oluşan fiyat avantajlarını geriye dönük olarak müşterilerinize yansıtmanız daha doğru olur.

3. Satış Faturayı Kestikten Sonra Başlar

  • Varolan müşterileri elde tutmanın maliyeti yeni müşteri edinmekten her zaman daha ucuzdur.
  • Fatura kestikten sonraki süreçte müşteri odaklı olmanız ve beklentileri aşan bir hizmet sunmanız sizin yararınıza olacaktır.

4. Fiyatlandırma Yaparken Gizli Maliyetleri Unutmayın

Girişimciler kendi emeklerini fiyatlandırmaya yansıtma konusunda cesur olmayabiliyor. Başlangıçta kendi emeğinizi bir avantaj yaratmak için kullanabilirsiniz ama uzun vadede kendi emeğiniz de denklemin içinde olmalı. Yoksa denklemden daha sonra kendinizi çıkaramazsınız.

5. Hiçbir Anlamda Ucuz Olmayın

Aman Dikkat Kurduğun Startup Seni Yutmasın!

Photo by Guillaume de Germain on Unsplash

Bir startup sahibini bekleyen büyük tehlikelerden biri de kendisiyle işi arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır. Bir startup başlangıç aşamasında hesaplı hareket eder, masrafları düşük tutmaya çalışır, bu nedenle de kurucular hemen hemen her işi kendileri yaparlar. Eğer bu çalışma şekli çok uzun sürerse sürdürülebilirlik ve ölçeklendirme sıkıntıları oluşur.

Startup Sahibi ile Freelance Çalışan Arasındaki Fark

Seth Godin’in freelance çalışan kişi ile startup sahibi arasındaki farkla ilgili yaptığı tarif zihin açıcı. Freelance çalışan kişi kendi zamanını paraya dönüştürmeye çalışır, girişimci ise kendinden büyük bir şey ortaya çıkarmaya çalışır. Başarılı girişimcinin kurduğu iş kendisi olmadan da devam edebilecek bir fonksiyon gibidir. Freelance ölçeklendirilemez, girişim ise ölçeklendirilebilir. Bu arada freelance çalışmak kötü anlamına gelmiyor burada söylenenler. Seth Godin de bunun altını çizer. Biri veya diğeri daha iyi değil, sadece ne yaptığını bil ve birini yaparken diğerini yapar durumuna düşme.

Her işi kendisi yapmaya çalışan kurucu biraz startup içinde freelance çalışır gibi olur. Freelance çalışıp başka freelance çalışanlara da iş yaptırmaya çalışan biri de freelance içinde girişim yürütmeye çalışır gibi olur. İkisi de işe yaramaz.

Bazı iş alanlarında kurucuların kendilerini işten ayırmaları biraz zor olabilir, ama imkansız değildir. Kendimizden örnek vereyim… HerGünÖğren başlangıç aşamasında biraz Ozan Dağdeviren ve benim üzerime kurulu bir startup. Bu nedenle sürekli kendimizi denklemin içinden çıkarmanın yollarını arıyoruz. Böylece daha katma değerli işlere odaklanabiliyoruz. Kendinizi denklemden çıkarırken önerim mümkün olduğunca otomasyon kullanmanız. Tüm fonksiyonları kendi başına çalışabilen makineler haline getirmek şeklinde bir yaklaşım çok mantıklı. Satış, pazarlama, müşteri ilişkileri yönetimi gibi alanlarda otomasyondan yararlanmak mümkün.

Nasıl Bir Mantık Kullanmalı?

Metrik kullanmak çok mantıklı. Örnek vereyim… diyelim ki ürününüzü tanıtmak için toplantılar almaya çalışıyorsunuz. Başlangıçta yakın network ve referans kullanarak toplantılar almanız gayet normal. Ancak sadece bu şekilde devam ederseniz freelance gibi çalışmış olursunuz ve işin gelişimiyle ilgili tahmin yapmanız zorlaşır. Bunun yerine mesela sosyal medyanızda yaptığınız içerik pazarlamanın toplantıya dönüşüm oranını bir metrik olarak takip ederseniz elinizde içeriği toplantıya dönüştüren bir makine olur. Böylece bu makinenin hızını, üretim miktarını ve verimliliğini takip edebilirsiniz.

 

Twitter https://twitter.com/inancayar

Facebook https://www.facebook.com/ayarinanc

Blog http://inancayar.com/blog

Linkedin www.linkedin.com/in/inancayar

İlk Buluşmanın Girişimcilikle Ne Alakası Var?

 

Photo by Ian Schneider on Unsplash

Kullanıcıların sevecekleri bir yazılım tasarlama üzerine “Kevin Hale”in yaptığı bir sunumu çok beğenirim. Sunumda Kevin Hale güzel bir benzetme yapar ve “Kullanıcıyı ürününüzü kullanmaya ikna etme aşaması ilişkilerde flört dönemine benzer” der. Biriyle ilk buluşmanızı düşünün. İlk buluşmada karşıdaki kişi yemek sırasında burnunu karıştırırsa iyi bir ilk izlenim edinmezsiniz herhalde. 20 yıllık evliliği düşünelim bir de. Kocası arka bahçede kazmayla kazarak altın aramaya başlayan bir kadın – Kevin Hale örneğini kendi kültüründen veriyor… bizim kültürümüze uygun bir örnek, İstanbul’da arka bahçesinde inek beslemeye başlayan bir koca olurdu herhalde – anında avukatını arayıp boşanmak istiyorum demez, umursamazca omuzunu silkip “En azından bir şeylerle meşgul oluyor” der. Benim bu benzetmeden çıkardığım en önemli sonuç şu oldu: Kullanıcının başlangıçta hatalara tahammülü daha azdır.

Yani kalıcı bir ilişkinin başlangıcı iyi ilk izlenimlerden geçiyor.

Yavaş yüklediği için kaç defa bir web sitesini kapattığınızı, özensizce ve uzun yazılmış bir epostayı kaç defa yarıda bıraktığınızı, toplantıya hazırlıksız gelen bir girişimci hakkında neler hissettiğiniz hatırlayın.

İlk İzlenim Temas Noktaları Neler Olabilir?

  • Web siteniz
  • Sitenizde kullandığınız metinler
  • Kartınız
  • Telefon açma biçiminiz
  • Kıyafetiniz
  • Gönderdiğiniz eposta

Bunlar ilk anda hepimizin aklına gelebilecek şeyler ve sayısı arttırılabilir. Bu alanlarda yapacağımız iyileştirmeler de sonuç verecektir. Asıl mesele detaylarda bizi yansıtan ilk izlenimler, hakiki ve samimi izlenimler oluşturmak. 

Hangi Tür İzlenimler Daha Etkili?

Bir startup macerasına kalkışan insanlarda gözlemlediğim önemli ortak noktalardan birkaçı şöyle: Bir dertlerinin olması, dünyanın daha iyi bir yer olabileceğine dair derin inançları ve hepimizi tek tipleştiremeye çalışan tüm etkilere rağmen özgün kalmaya çalışmaları. Bence ilk izlenim oluşturacak detayların bu yönlerden derlenmesi ve bu yönleri yansıtması daha iyi olur. Parlatılmış ve tek tip ilk izlenimler yerine bizi yansıtan izlenimler daha yerinde olur. 

  • Detaylara inmiş
  • Özgün yanlarımızı yansıtan
  • İşin arkasında nasıl insanlar olduğunu anlatan
  • İnce düşünülmüş
  • Yaratıcı

dokunuşlar bu açıdan fark yaratacaktır.

Biz HerGünÖğren üzerinde çalışırken ilk izlenim üzerine düşündük ve düşünmeye devam ediyoruz. Videoların ciddi ve kuru olmasını istemedik. Bizim eğlenceli ve kendini de alaya alan yönlerimizin de videolarda bulunmasına dikkat ettik. En nihayetinde marka ruhu bu tür detaylarda ve ilk izlenimlerde ortaya çıkıyor.

Girişimciler İçin Hayat Kurtaran Bir Tablo

Photo by Giorgio Parravicini on Unsplash

Bazı durumlarda parça parça kavradığımız bir gerçeği net bir tabloda görürüz ve birden aydınlanırız. Peter Thiel’in tekrar tekrar okuduğum “Zero to One Notes on Start-Ups, or How to Build the Future” kitabında çizdiği tablo bende bu etkiyi yapmıştı.

 

 

1$ – Viral pazarlama

Bu alanda çok sayıda insana etkili bir şekilde ulaşmanız gerekiyor.

Zorluklar:

Yaratıcı viral pazarlama yapmak

Dikkat ekonomisi

Herkes rakip

100$ – Pazarlama

Bu alanda etkili reklam ve pazarlama gerekli.

Zorluklar:

Büyük reklam bütçeleri gerekiyor

Bir startup için geri dönüş yavaş

10.000$ – 100.000$ – Satış

Bu aralıkta iyi bir satış ekibi ve iyi bir satış süreciyle geniş bir müşteri kitlesine ulaşmanız gerekiyor.

Zorluklar:

İyi bir satış ekibi kurmak

İyi bir satış süreci kurgulamak

Satış ekibinin yönetimi

Satış hunisi yönetimi

10 milyon $ – Kompleks satış

Bu aralıkta yılda 1 veya 2 satış yapmanız yeterli. Hatta yeterince büyük fatura kesiyorsanız iki yılda bir satış bile yeterli.

Zorluklar:

Etkili bir satış döngüsü kurgulamak

İlişki yönetimi

Kırılgan ilişkiler

Kompleks satış becerisi

Ölü Bölge (100$ – 10.000$ arası)

Thiel’e göre saha satışçılarıyla, reklam ve pazarlamanın ekonomik olmadığı bu ara bölgeden kaçmamız gerekiyor. Kişisel deneyimlerime göre bu tespit “aşırı doğru”, rahatsız edici derecede doğru 🙂  ve dikkate alınması gerekiyor. Birçok girişim bu bölgede kaldıkları için boğuluyor.

 

Düşük Bütçeli Girişimci Ne Yapmalı?… Gusto Sahibi Olmalı.

Gusto kalite artırır.

Photo by fireskystudios.com on Unsplash

Guston varsa uygun fiyatlı ama kaliteli çıktılara sahip olabilirsin. Hemen kendimden bir örnek vereyim. Grafik tasarım konusunda gusto sahibiyimdir. Bu konuda özel bir eğitim almadım ama gördüğümde “iyi bir iş” ile “kötü bir iş” arasında ayrım yapabilirim. Bazı hatalar sezgisel olarak beni rahatsız eder. Çok iyi bir grafik tasarım gördüğümde keyif alırım.

Gusto Ne İşe Yarar?

İyi grafik tasarımcı haklı olarak yüksek maliyet oluşturur. Bütçe varsa ne güzel. En iyisi bu alanda çalışan insanlara işi teslim etmek. Bütçe yoksa gustom sayesinde bu alanda kendini geliştirmeye çalışan birine “gusto eşikleri” koyabilirim. Daha çok revizyon gerekir. “I ıh bu olmamış” derim… “Bak bunda şunu sevdim derim.”… Tasarımcı biraz nefret eder benden belki ama olsun bu da bir maliyet. Bir yandan kazan-kazan ilişkisi kurulur ve birbirimizden öğreniriz, bir yandan da işimin tasarım kalitesi yükselmiş olur.

Gusto Yoksa Ne Olacak?

Aman sakın o işe bulaşmayın. Ne yapın edin işinizi bir uzmana teslim edin. Çünkü gustonuz olmadığı işin iyi olup olmadığını anlayamayacaksınız, kişi de uzman olmadığı için iş bir öz-denetimden geçmemiş olur.

Ya da…

Gustosu olan birinden veya destek alabileceğiniz bir uzmandan arada bir işi kontrol etmesini rica edin.

Ya da…

Bir uzmandan kısa süreli danışmanlık alın ve operasyonu gelişmeye çalışan birilerine teslim edin.

Gusto Nasıl Gelişir?

Yine kendimden örnek vereyim. Grafik tasarım alanındaki gustomu nelere borçluyum?

Çok etken vardır ama birkaç tane sayalım:

  • Uzun süredir çizgi roman okurum. Amerikan bağımsız çizerleri, fransız çizerleri takip ederim.
  • Fotoğraf sanatıyla uğraştım.
  • Grafik tasarım alanında eleştiri yazıları okurum. (Alana eleştirel bakış en gusto geliştirici eylemlerden)
  • İyi işlerin derlendiği web sitelerini takip ederim.

Gusto geliştirmenin en güzel tarafı şu: Gusto geliştirme becerisini bir kere edinince bunu bir çok alana transfer edebilirsiniz.

Gusto Neyi Garanti Etmez?

Alanda gusto sahibi olmanız sizin o alanda operasyon yürütebileceğiniz anlamına gelmez. Bir sinema filmini her açıdan çok iyi eleştirebilecek biri film çekmeye kalkışırsa kendi gustosunun altında kalır 🙂

Girişimlerin Gizli Düşmanı: “Dağıtım”

Photo by chuttersnap on Unsplash

Peter ThielZero to One Notes on Start-Ups, or How to Build the Future” kitabında çok zihin açan bir tespit yapar ve dağıtımın küçük işletmeler için gizli darboğaz olduğunu söyler. Nedir dağıtım? Ürettiğiniz değeri ve markanızı müşterilerinize ulaştırma yollarınızdır. Dağıtım yoksa siz de yoksunuz 🙂

Blake Masters’ın derlediği Peter Thiel’in CS183 Startup dersi notlarında da Thiel dağıtımı insanların en zor anladığı şey ilan eder. Thiel dersinde sezgisel olarak iyi bir ürünün satacağına inandığımızı ama bunun gerçeğin tam aksi olduğunu söyler.

Beni tanıyanlar sezgi karşıtı fikirlere ne kadar değer verdiğimi bilirler. Ne kadar sezgi karşıtı görünse de mükemmel bir ürün veya hizmetinizin olması başarıyı garanti etmiyor. Peki dağıtımı neden göz ardı ediyoruz? Bir fikri hayata geçirirken aslında bir hayali de hayata geçiriyoruz. Eğer iş dünyasını iyi tanımıyorsak dağıtım başlangıçta bu hayalin bir parçası olmuyor. Sonrası hayal kırıklığı. Biz HerGünÖğren’i geliştirirken Peter Thiel’in bu fikrini okumuştuk ve en başından itibaren dağıtım önceliklerimizden biri oldu. Ancak o kadar sezgi karşıtı ki her şeyi bir kenara bırakıp dağıtım üzerine kafa yormak hala arada kendimize hatırlatmamız gerekiyor.

Yani dağıtım yoksa siz de yoksunuz 🙂

Blog yazılarını medium sayfamdan da takip edebilirsiniz.

Her Girişimi Başarılı Kılmanın Formülü: Karar Kalitesini Artır.

Karar Vermek

Karar Kalitesi

Photo by Caitlin Oriel on Unsplash

HerGünÖğren’in kuruluş aşamasından itibaren en çok dikkat ettiğimiz noktalardan biri “karar kalitesi” oldu. Kaliteli kararlar almak çok önemli bir kaldıraç. Karar kalitesini arttırmaya çalışırken operasyondan ödün vermemek gerekiyor. Bu noktada kalite ile çeviklik arasındaki dengeye dikkat etmek gerekiyor.

Karar Süzgeci

Bir girişimi hayat geçirirken alınabilecek kararlar neredeyse sınırsız. Bu kararları alt alta yazmak bile insanı felç edebilir. Bu nedenle bir karar süzgeci kullanmak işleri kolaylaştırıyor. Neleri yapacağına karar vermeden önce neleri yapmayacağına karar vermek gerekiyor. Bizim karar süzgecimizde dört filtre vardı: Fazlandırma, odaklanma, hız, değerler.

Fazlandırma

Sürekli yaratıcı fikirler ortaya koymak ve bir önceliklendirme yapmadan hepsini hayata geçirmeye çalışmak hayati hatalar ortaya çıkarabilir. Projeyi fazlara ayırarak operasyonu içinden çıkılmaz hale getirme tehlikesinden uzak durmuş oluruz. Projenin fazlarının ne olacağına karar verme meselesi de ayrı bir kaliteli karar konusu tabi.

Odaklanma

Dönemsel olarak odak noktalar belirlemeye çalıştık. Aynı anda hem pazarlama, hem satış, hem ürün geliştirmeye girişmek mantıklı değil. Bunun yerine bir odağı güçlendirmeye çalışırken diğer odakların çalışır bir versiyonuyla devam etmek bize daha uygun geldi.

Hız

Hızlıca hayata geçirilemeyecek fikirlerden uzak durmaya çalıştık. Fikir ne kadar iyi olursa olsun elimizdeki kaynaklarla hayata geçirilemeyecekse eledik. Mükemmel ama yavaş uygulanacak bir fikir yerine hızlı hayata geçirilecek fikir bizim için daha değerli oldu.

Değerler

Kararların temel değerlerimize uygun olmasına özen gösterdik. Daha çok kazanmak, daha iyi sonuç elde etmek gibi çeldiriciler bile ortaya çıktığında değerlerimizle örtüşmediğinde kararı değerlerimize uygun hale getirmeye çalıştık.

Kararı bekleyen tehlikeler

Biraz da aldığımız kararları bekleyen tehlikelerden bahsetmek istiyorum. Kararın tüm aşamalarında bu tehlikelere karşı uyanık olmak gerekiyor.

Aşırı varsayım

Varsayımların mümkün olan en kısa sürede ve en ucuz şekilde test edilmesi önemli. Varsaymak yerine test etmek daha güçlü sonuçlar üretiyor. En tehlikeli olan varsayımlar ise farkında olmadıklarımız. Bir kararı hayat geçirmeden önce mümkün olduğunca örtük varsayımlarımızı da ortaya çıkarmaya çalıştık.

Uzman körlüğü

Başkalarının deneyimleri ve aklını kullanmak da önemli bir kaldıraç. Ancak dikkatli olmak gerekiyor. Adam GrantOrginals” kitabında bir araştırmadan bahseder. Araştırmayı yapan Stanford’da işletme profesörü olan Justin Berg. Berg sirk sanatçılarıyla ilgili bir araştırma yapıyor. 150 tane sirk gösteri videosu kullanıyorlar. 339 tane sirk profesyoneline 10’ar video izletiyorlar ve sirk numarasının başarılı olup olmayacağını tahmin etmelerini istiyorlar. Gösteriyi tasarlayanlar kendi gösterileriyle ilgili başarılı tahminlerde bulunamıyorlar. Yöneticiler de başarılı değil. En başarılı grup kendileri de sirk gösterisi tasarlayan akranlar. Yöneticiler başarılı olacak orijinal fikirleri getirdikleri risk nedeniyle fark etmekte zorlanıyorlar. Gösteriyi tasarlayanlar da fikrin içine gömülü oldukları için başarılı öngörülerde bulunamıyorlar. Karar kalitesini arttırmak için uzman görüşü alırken bu “güçlü fikir” bize yol gösterici oldu.

Ekibin uyumsuzluğu

Bir karar alındığında tüm ekip üyelerinin karar kendilerinin olsun veya olmasın bir kere uzlaşmaya varıldıktan sonra kararın sağlıklı şekilde hayata geçmesi için tüm güçlerini ortaya koymaları gerekir. Eğer bu konuda bir ayak sürüme olursa karar kötü olduğu için mi hayata geçirilemedi yoksa ekip üyelerinin motivasyonsuzluğu nedeniyle mi sorun çıktı bilemeyiz.

Yeterince çevik olmamak

Kararı almak ve uygulamaya geçirmek önemli. Bir yandan da kararın sonuçlarını sürekli gözlemlemek ve ölçmek gerekiyor. Hatadan vazgeçebilmeli ve gerektiğinde karardan geri dönebilmeli.

Karar alırken neler dikkat etmeli?

  • Karar kriterleri belirlemek
  • Yaratıcı düşünceyle bol seçenek oluşturmak
  • Riskleri öngörmek
  • Egoyu devreden çıkarmak
  • Sürekli öğrenme tutumu

Son Söz

Bir girişimde karar kalitesinin artırılması tüm ekibin görevi. Aldığımız kararları ve sonuçlarını kalite açısından sürekli kontrol altında tutmalıyız.

Page 3 of 41234